Yaşam ve ölüm
dört dörtlük hayatın huzursuz ettiği kelebekler
dünyanın tasa dolu doğal uzantıları
öğrenmek istediğim tek şey
kimin yarası üstlendiğim görev
canımı dişime taktığım
kapkara bir kuyu
evin yolunu unutmuş utanç
derin üzüntüler
bu gözlere uzun uzun bakmıştım
neden
karanlıksanatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karanlıksanatlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birlikte
O yeryüzüne indiğinde sis açılmaya başladı
kusursuz ama doğru değil
bağışla beni çünkü iyilikten çektim ellerimi
yüreğim bana bizi kurtaracağını söylerken
inandığım tanrı beni yaşamdan uzaklaştırdı
kuşku yoktu beni korkutuyordu
yeni yüzler görüyordum masada
yan yana iki ayrı sonbahar
kafamın içindeki seslerle yaşayamıyordum
eksiksiz yazgının yolculuğunda
kendimi hep bir yerlerde bırakıyordum
kusursuz ama doğru değil
bağışla beni çünkü iyilikten çektim ellerimi
yüreğim bana bizi kurtaracağını söylerken
inandığım tanrı beni yaşamdan uzaklaştırdı
kuşku yoktu beni korkutuyordu
yeni yüzler görüyordum masada
yan yana iki ayrı sonbahar
kafamın içindeki seslerle yaşayamıyordum
eksiksiz yazgının yolculuğunda
kendimi hep bir yerlerde bırakıyordum
Siyah
Hangi anılar dirilir
hangi vücutlar mezara yürür
kumlara sığınan çöl gibi hissiz
kimsenin kaldıramayacağı kadar ağır sırlar
belki bu yüzden
hiç olmaktan
ben olmaktan
günlerin içinde dolaşıp durmaktan
kestane ağaçlarından
şaşkınım kuvvetsiz ihanetin çölünde
kuşku veren var oluştan
tedirgin olmaktan
silahsız ruhlarla bir gece daha
sonra geçer farkına varmadan yükselişim
hangi vücutlar mezara yürür
kumlara sığınan çöl gibi hissiz
kimsenin kaldıramayacağı kadar ağır sırlar
belki bu yüzden
hiç olmaktan
ben olmaktan
günlerin içinde dolaşıp durmaktan
kestane ağaçlarından
şaşkınım kuvvetsiz ihanetin çölünde
kuşku veren var oluştan
tedirgin olmaktan
silahsız ruhlarla bir gece daha
sonra geçer farkına varmadan yükselişim
Yabancı
Kalp atışını hissetmek kadar gerçek dışı
rüyalarla geçirdiğim kısa bir tatil dönüşü
baygın hırslarla düşlediğim gelecek
yanlış olan bazı şeyler var
kalbimdeki kanı tanıyamıyorum
rüyalarla geçirdiğim kısa bir tatil dönüşü
baygın hırslarla düşlediğim gelecek
yanlış olan bazı şeyler var
kalbimdeki kanı tanıyamıyorum
Sonsuzluk
çok özlediğin bir zamanın rüyasından uyandığın sabah kalbinde hissettiğin ağırlık gibi
yada bir kuşun havalandığı andaki rüzgar gibi
susarak kabul ettiklerin gibi tanıdık hayallerden bahsediyorum
sonsuza kadar hatta belki başka hayatlara kadar beklemekten
sana ait olan şeyi sonunda bulmuş olmandan
o andan
üzülmene gerek yok
bu gece senin yanındayım
sonunda
sonsuza kadar
neresi varsa gidilecek
üşenmeden her sabah yorgunlukla
içeceğim su gibi ihtiyaç
biraz berrak
aklım hiç olmadığı kadar berrak
yazıyorum şimdi sarıldığını uyumanı benimle
bulamadığım kelimeler var hala
anlatamadıklarım
gözlerinde görüyorum
işte şimdi başka bir hayat istemiyorum
başka biri olmak istemiyorum
seninle olduğum kadar
bize yetinceye kadar beklemekten
sabırdan ilk kez ümitliyim
bunca yoldan sonra biliyordum
ölmek kadar tatlı soğukta
hesaplamadan bir geleceği
şimdi sonsuzluğa uzanıyorum
yada bir kuşun havalandığı andaki rüzgar gibi
susarak kabul ettiklerin gibi tanıdık hayallerden bahsediyorum
sonsuza kadar hatta belki başka hayatlara kadar beklemekten
sana ait olan şeyi sonunda bulmuş olmandan
o andan
üzülmene gerek yok
bu gece senin yanındayım
sonunda
sonsuza kadar
neresi varsa gidilecek
üşenmeden her sabah yorgunlukla
içeceğim su gibi ihtiyaç
biraz berrak
aklım hiç olmadığı kadar berrak
yazıyorum şimdi sarıldığını uyumanı benimle
bulamadığım kelimeler var hala
anlatamadıklarım
gözlerinde görüyorum
işte şimdi başka bir hayat istemiyorum
başka biri olmak istemiyorum
seninle olduğum kadar
bize yetinceye kadar beklemekten
sabırdan ilk kez ümitliyim
bunca yoldan sonra biliyordum
ölmek kadar tatlı soğukta
hesaplamadan bir geleceği
şimdi sonsuzluğa uzanıyorum
Gece Hikayesi - Uykunun İtirafları
Bu hapis bitmeden önce seni yeniden görmek istiyorum. Ne yazık ki acılar için tükenmeyen gece şu vakitler ateş gibi yakıyor ellerimi. Ben telaşı durduramıyorum. Dün taş duvarların arasından nehir kapısına kadar hızlı adımlarla yürüdüm. Dolunayın gecenin üstüne bıraktığı beyaz tül demir kapıların gücünü azaltır sanmıştım. Yanılgıların mağlubiyeti hesaplanacak bir şey olmamalı zaten.
İhanetin ağırlığını yüreğimde hissettiğim her gün yaşamak için bir nedenim vardı. Şimdi bu karanlık yolumu aydınlatan tek şey. Kederim iplerinden kurtulduğu vakit özgürlüğüm beni yine tutsak edecek.
Sona doğru yaklaştığımızı biliyorum. Gece boyunca karşında oturup başımdan geçenleri anlatmakta hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Saatler boyunca gözlerinde aşktan başka bir şeye rast gelmedim. Işıkların karanlığı kestiği bir sokak gibiydi gözlerimden ağzına doğru olan mesafe. Şimdi biri çıksa bu sokağa ve bağırsa yalnız değildik.
Bütün gece konuşur bütün gece kaçardım zihnimin zindanlarından ne fark eder? Ne de olsa kendine işkence etmendeki lüks buna senin son verebilmendir. Bu gerçek bana çok uzak. Senin gittiğin gün gibi uzak.
İhanetin ağırlığını yüreğimde hissettiğim her gün yaşamak için bir nedenim vardı. Şimdi bu karanlık yolumu aydınlatan tek şey. Kederim iplerinden kurtulduğu vakit özgürlüğüm beni yine tutsak edecek.
Sona doğru yaklaştığımızı biliyorum. Gece boyunca karşında oturup başımdan geçenleri anlatmakta hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Saatler boyunca gözlerinde aşktan başka bir şeye rast gelmedim. Işıkların karanlığı kestiği bir sokak gibiydi gözlerimden ağzına doğru olan mesafe. Şimdi biri çıksa bu sokağa ve bağırsa yalnız değildik.
Bütün gece konuşur bütün gece kaçardım zihnimin zindanlarından ne fark eder? Ne de olsa kendine işkence etmendeki lüks buna senin son verebilmendir. Bu gerçek bana çok uzak. Senin gittiğin gün gibi uzak.
Gece Hikayesi - Sihirli İrade
Kum saatini devirdi. Gözlerindeki öfke yabancıydı. Onu daha önce görmediğim bir kıvranma haliyle bıraktım. Koşabildiğim kadar hızlı koştum. Trenin hareket etmesine çok az kalmıştı. Fikrim patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Koşarken korktum. Her an ölebilirdim sanki.
Gara geldiğimde soğuk yanaklarımı bıçak gibi kesmişti. Ruhumun yaralarını saklamakta bunca sene elinden gelenin en iyisini yapan bedenim artık eskisi kadar güçlü değil. Bu kimi zaman beni üzüyor. Zamanla kaybolur sandığım endişelerim yıprattı beni. Şimdi onlarla birlikte çıkacağım bu yolculukta önümde uzanan raylardan ve uzun bir geceden başka kimsem yok.
İnsanın kendinden kaçmasının imkansız olduğu böyle bir dünyada geçmişin her geçen gün daha da kuvvetlenerek kendini hatırlatması intiharın çaresiz bıraktığı benliğimden ve insanlardan nefret etmeme neden oluyor. Bu gece yine hiç bitmeyecekmiş gibi nefes almakta güçlük çekiyorum. Biliyorum ki bir gün yeniden mutlu olma ihtimalim var. Bu umut ve avucumda sımsıkı tuttuğum bilet bunun bir kanıtı.
Kandırmaya devam ediyorum kendimi. Yüzüme değen ellerin gibi... gerçek değil söylediklerim. -farkına vardığında geç olacağını düşünme. zaman parçalandığında anlayacaksın bunları. insanlar eşin değil. sus artık!
Şimdi bunları düşünmeden uyumalıyım. Yollar anılarıma çıkmadan gözlerim geceye düşmeli. Umut etmekten yoruldum. Gitmek var aklımda sadece. -bileti yırtıp attım. Trenin çıkardığı ses ve cama çarpan gölgeler hüzünlenmeme neden oluyor. Neyi düşüneceğimi şaşırıyorum. Victor beni yeniden yaratabilir mi? Ölüp yeniden doğmak bu halimden daha sancılı olamaz. Bunu öğrenmemin bir yolu var. Bu korku hali, bilinmezlik, hayatımın en dikenli sahneleri, elimden gelmeyen iyilikler, gözlerimdeki karanlık ve içimdeki canavarlarla birlikte daha önce olmadığım kadar kararlıyım. Fikrimi değiştirmeden önce son bir yudum daha alıyorum. Bu sihirli irade birazdan başka bir dünyanın biletini bırakacak avuçlarıma. Bu kırık düşlerin eşliğinde gecenin üçüncü saatinde şahane fikirlerimin çöplüklerde uyuyor olması gibi sahici bir sonuçsuzlukla kendimi trenden atıyorum. Şimdi yeniden nefes alabilirim... paramparçayım.
Gara geldiğimde soğuk yanaklarımı bıçak gibi kesmişti. Ruhumun yaralarını saklamakta bunca sene elinden gelenin en iyisini yapan bedenim artık eskisi kadar güçlü değil. Bu kimi zaman beni üzüyor. Zamanla kaybolur sandığım endişelerim yıprattı beni. Şimdi onlarla birlikte çıkacağım bu yolculukta önümde uzanan raylardan ve uzun bir geceden başka kimsem yok.
İnsanın kendinden kaçmasının imkansız olduğu böyle bir dünyada geçmişin her geçen gün daha da kuvvetlenerek kendini hatırlatması intiharın çaresiz bıraktığı benliğimden ve insanlardan nefret etmeme neden oluyor. Bu gece yine hiç bitmeyecekmiş gibi nefes almakta güçlük çekiyorum. Biliyorum ki bir gün yeniden mutlu olma ihtimalim var. Bu umut ve avucumda sımsıkı tuttuğum bilet bunun bir kanıtı.
Kandırmaya devam ediyorum kendimi. Yüzüme değen ellerin gibi... gerçek değil söylediklerim. -farkına vardığında geç olacağını düşünme. zaman parçalandığında anlayacaksın bunları. insanlar eşin değil. sus artık!
Şimdi bunları düşünmeden uyumalıyım. Yollar anılarıma çıkmadan gözlerim geceye düşmeli. Umut etmekten yoruldum. Gitmek var aklımda sadece. -bileti yırtıp attım. Trenin çıkardığı ses ve cama çarpan gölgeler hüzünlenmeme neden oluyor. Neyi düşüneceğimi şaşırıyorum. Victor beni yeniden yaratabilir mi? Ölüp yeniden doğmak bu halimden daha sancılı olamaz. Bunu öğrenmemin bir yolu var. Bu korku hali, bilinmezlik, hayatımın en dikenli sahneleri, elimden gelmeyen iyilikler, gözlerimdeki karanlık ve içimdeki canavarlarla birlikte daha önce olmadığım kadar kararlıyım. Fikrimi değiştirmeden önce son bir yudum daha alıyorum. Bu sihirli irade birazdan başka bir dünyanın biletini bırakacak avuçlarıma. Bu kırık düşlerin eşliğinde gecenin üçüncü saatinde şahane fikirlerimin çöplüklerde uyuyor olması gibi sahici bir sonuçsuzlukla kendimi trenden atıyorum. Şimdi yeniden nefes alabilirim... paramparçayım.
Gece Hikayesi - Ölümden Korkan Hayalet
Bakın ne kadar haklı olduğunuz ortada beyler. Sevgili ve kırılgan hanımlar lütfen biraz da siz bahsedin olanlardan. Beni anlatın. Çekinmeyin lütfen. Kelimeleri seçerken zorlandığınızı görüyorum. Ne gereksiz bir çaba.
Kimse benim öldüğümü söyleyemiyor yüzüme. Peki buraya susarak mı geldik? Hayır. Birazdan yine başlayacak inlemeler. Beni görmüyor musunuz dostlarım? demek istediğim... siz insanlar beni görmüyor musunuz?
Yağmur biraz daha kuvvetlenince benim taşınma işlemim ivedi kazandı. Evet taşınıyorum bugün. Oldukça küçük bir daire. Kabul etmeliyim bundan daha kötüsü olmamıştı. Hatırlıyorum da geçen kışı geçirdiğim Madam Laroux nun çatı katı kimi zaman bundan daha sıkışık bir hal alabiliyordu. Fakat o zaman eşyalarım vardı yanımda. Şimdi sadece bir gölgeden ibaretim. Ağırlığım varlığını yalnızca bu alemde sürdürebilecek olan kemiklerim. Onlar da ölümüme sebep olan trafik kazasından sonra çok da işe yarar halde değil.
Mezarlıkları ölmeden önce de severdim. Hatta o vakitler daha çok severdim. Şimdi pek bir gizemi kalmadı. Buraya gelecekler için sürprizi bozmak istemem. Sadece bir süre sonra burada da her şeye alışıyor insan. İnsan mı dedim? Hala insan mı oluyorum ben? Sanırım sürprizler bitmedi.
Üçüncü gün doğduğunda başucumda biri daha vardı. Sevgili Luna hoş geldin. Biliyorum biraz zamansız ayrıldık. Seninle sonsuz bir aşk yaşayabilecekken sonsuzlukla ilgili farklı deneyimler yaşarken buldum kendimi. Yanında biri mi var? Bu hikaye böyle bir manzarayı resmedemeyecek kadar karanlık bir havada ilerliyordu oysa. Luna ağlama. Henüz her şey bitmedi. Her gün burada uyanmaya devam ediyorum. Yarın ne olacak bilmiyorum fakat hala yarından bahsedebiliyorum. Luna gidiyor musun? Biraz daha kalabilsen keşke. Peki ısrarcı değilimdir bilirsin. Hoş çakal Luna. Beni unutma.
Sekizinci gün anlam veremediğim bir kuraklık yaşıyordu vücudum. Luna'dan başka kimse ziyaretime gelmemişti. Yalnızlıktan yorgun mu düşmüştüm acaba? Bütün gün düşünmekten başka yaptığım bir şey yoktu bu mezarlıkta. Aslında çok tuhaf yaşarken de böyleydi. Tanrım niçin bir şeyler değişmiyor. Öldüm ben. Ben mezarlıkta dolaşan bir hayaletim. Bir hayaletin hayatı bu kadar mı yani? İşte bunu söylediğim o an filmlerde olduğu gibi hani bunu söylediğim an sihirli kelimeleri kullanmış olmalıydım.
İkinci ay hilalin en yüksek vakti sabaha karşı verandada otururken korkularımdan sıkıldığımı anladım. Bu his öyle ani ve kuvvetli indi ki yüreğime artık yeni serüvenlerin ve onların kahramanlarının peşine düşmem gerektiğini biliyordum. Sevgili Luna keşke bu yolculuğumda bana eşlik edebilseydin. Seni en son mezarımın başında ağlarken gördüğümde beni gerçekten sevmiş olduğunu düşünmüştüm. Ne yazık ki kimi zaman şimdi olduğu gibi geçmiş unutulması gereken bir sevgili gibi. Ben de kim olduğumu mezarlıktan kurtulup bu vadiye geldiğim günü kimsesiz geçirdiğim haftaları toprağın tadını insan bedenimi unuttuğum gibi unutacağım. Burada harabe bir evin terasından önümde arkamda sağımda solumda uzanan ve sonsuzluğa doğru uzayan ufku unutulmuş kızılımsı vadiye bakarken ölümün bundan beter olacağını düşündüğüm günleri nasıl unuturum?
Kimse benim öldüğümü söyleyemiyor yüzüme. Peki buraya susarak mı geldik? Hayır. Birazdan yine başlayacak inlemeler. Beni görmüyor musunuz dostlarım? demek istediğim... siz insanlar beni görmüyor musunuz?
Yağmur biraz daha kuvvetlenince benim taşınma işlemim ivedi kazandı. Evet taşınıyorum bugün. Oldukça küçük bir daire. Kabul etmeliyim bundan daha kötüsü olmamıştı. Hatırlıyorum da geçen kışı geçirdiğim Madam Laroux nun çatı katı kimi zaman bundan daha sıkışık bir hal alabiliyordu. Fakat o zaman eşyalarım vardı yanımda. Şimdi sadece bir gölgeden ibaretim. Ağırlığım varlığını yalnızca bu alemde sürdürebilecek olan kemiklerim. Onlar da ölümüme sebep olan trafik kazasından sonra çok da işe yarar halde değil.
Mezarlıkları ölmeden önce de severdim. Hatta o vakitler daha çok severdim. Şimdi pek bir gizemi kalmadı. Buraya gelecekler için sürprizi bozmak istemem. Sadece bir süre sonra burada da her şeye alışıyor insan. İnsan mı dedim? Hala insan mı oluyorum ben? Sanırım sürprizler bitmedi.
Üçüncü gün doğduğunda başucumda biri daha vardı. Sevgili Luna hoş geldin. Biliyorum biraz zamansız ayrıldık. Seninle sonsuz bir aşk yaşayabilecekken sonsuzlukla ilgili farklı deneyimler yaşarken buldum kendimi. Yanında biri mi var? Bu hikaye böyle bir manzarayı resmedemeyecek kadar karanlık bir havada ilerliyordu oysa. Luna ağlama. Henüz her şey bitmedi. Her gün burada uyanmaya devam ediyorum. Yarın ne olacak bilmiyorum fakat hala yarından bahsedebiliyorum. Luna gidiyor musun? Biraz daha kalabilsen keşke. Peki ısrarcı değilimdir bilirsin. Hoş çakal Luna. Beni unutma.
Sekizinci gün anlam veremediğim bir kuraklık yaşıyordu vücudum. Luna'dan başka kimse ziyaretime gelmemişti. Yalnızlıktan yorgun mu düşmüştüm acaba? Bütün gün düşünmekten başka yaptığım bir şey yoktu bu mezarlıkta. Aslında çok tuhaf yaşarken de böyleydi. Tanrım niçin bir şeyler değişmiyor. Öldüm ben. Ben mezarlıkta dolaşan bir hayaletim. Bir hayaletin hayatı bu kadar mı yani? İşte bunu söylediğim o an filmlerde olduğu gibi hani bunu söylediğim an sihirli kelimeleri kullanmış olmalıydım.
İkinci ay hilalin en yüksek vakti sabaha karşı verandada otururken korkularımdan sıkıldığımı anladım. Bu his öyle ani ve kuvvetli indi ki yüreğime artık yeni serüvenlerin ve onların kahramanlarının peşine düşmem gerektiğini biliyordum. Sevgili Luna keşke bu yolculuğumda bana eşlik edebilseydin. Seni en son mezarımın başında ağlarken gördüğümde beni gerçekten sevmiş olduğunu düşünmüştüm. Ne yazık ki kimi zaman şimdi olduğu gibi geçmiş unutulması gereken bir sevgili gibi. Ben de kim olduğumu mezarlıktan kurtulup bu vadiye geldiğim günü kimsesiz geçirdiğim haftaları toprağın tadını insan bedenimi unuttuğum gibi unutacağım. Burada harabe bir evin terasından önümde arkamda sağımda solumda uzanan ve sonsuzluğa doğru uzayan ufku unutulmuş kızılımsı vadiye bakarken ölümün bundan beter olacağını düşündüğüm günleri nasıl unuturum?
Gece Hikayesi 5
Gece çöktü. Haydutlar köşe başlarındaki yerlerini aldılar. Fakir bir mısra şimdi bizi sokağa çağıran. Laflayan kuşlar için etraf oldukça kalabalık ve beton yığılı. Sokak lambalarını takip ediyorum. Düşünüyorum. Başka bir gezegende yaşasaydım yine aynı şeyi düşünürdüm. Ben değişemem çünkü. Bu yaratık her yerde nefes alabilir biliyorum.
Benden kaçıyorlar. Halbuki ben onları öldürüyorum. Bu şehirde artık yaşanmıyor. Bu şehirden başka yer yok. Bir daha dünyaya gelsem yine aynı nemli ve karanlık duvar kenarlarında bulurdum kendimi. Söylüyorum size geriye sadece korku kalmışsa korkulacak bir şey yok demektir.
Elimdeki eski eldivenleri çıkarıp ellerimi havaya doğru kaldırıyorum. Yağmur damlaları olması gerektiğinden biraz farklı. Etimi yakıyor. Biraz daha hızlanıyorum. Sonra yine aynı sesleri duyuyorum. Asfaltı tırnaklarımla kazıyıp yerin altına saklanma hissi veren o sesleri duyuyorum. Buna katlanamıyorum.
Sessizlik geri geldiğinde artık sokaklar bomboş. Sadece gölge adamlar ve suçlar adımlıyor bu şehri. Lütfen Sagen lütfen geri dön. Fakat bu imkansız biliyorum çünkü tüm kötülüğüyle bu şehir artık geri kalanların sehri. Yine de bazı günler seni çağırıyorum. Başka kimse yok halbuki...
Gece Hikayesi 4
Soluk alıp verirken kışın yorgun yaprakları yerden toplanmayı bekliyordu. Ölü şehirler şarkılarını mırıldanıyordu canlıların kulağına geceleri. Zaman hiç olmadığı kadar yavaş akıyordu uzun yolların eşliğinde. Ezbere bilinen şiirler isimleri ilk defa gün yüzüne çıkmış şairlerini teselli ediyordu. Böyle bir gece soluk alıp verirken kimsesizler masadan kalkıp gittiler. Yalnızlığıyla bir kadın sandalyesini biraz öteye çekti. Eteklerini düzeltti. Beyaz elleri siyah saçlarında dolaştı. Kadın kalkıp gitmek istedi. Onu yaralayan kuvvetli bir geçmiş sırtında taşıdığı hazineleri gösterdi. Kal der gibiydi. Birazdan kar yağacak ve ellerin gibi beyaz olacak mavi şehir. Kal sevgili kadın kal ve biraz daha dans et. İçindeki müzik ve ben bu gece sana eşlik edeceğiz. Kahverengi gölgeler rutubetten çürümüş duvarlara sürtünürken asıl kalabalığın bu gölgeler olduğunu düşündü kadın. Cahil gençliğim iradesiz sevgi anlayışım ve boşa geçmiş hayatım beni biraz daha oyalar diye kalmaya karar verdi. Sandalyesini masaya yaklaştırdı. Kısa süreli bu rahatlamanın ardından masaya gelen adam önüne bir tas çorba bıraktı. Şöminenin ve çorbanın sıcaklığını yanaklarında hissederken içindeki hiç bitmeyen uzun kışı düşündü. Bundan bir sene önce yaşadığı hayatı ve her sabah uyandığında duyduğu piyano sesini anımsadı. Zihni onu anılarıyla kırbaçlayan bir zorbadan farksızdı. Zengin bir hayatın duygusal fakirliğe dönüştüğü son bir sene uzun boynuna geçirdiği ipek eşarbındaki kirden kendini ele vermiyordu belki ama içtiği çorbanın sıcaklığı boğazından yalnızlığıyla geçiyor ve yakıyordu onu. Taş duvarların arasında öylece oturdu. Başını masadan kaldırmadan sadece duvardaki gölgelere bakarak boşa geçirdiği hayatını ve kaybettiklerini düşündü. Kar yağmaya başlamıştı çoktan. Han kapısının yanında duran pencerenin ardında dışarıda karların üzerinde başka bir gölge daha belirdi. Gecenin ikinci saatinde bir tane daha. Zaman ilerledikçe gölgeler kalabalıklaştı. İçerisiyle dışarısı arasında bir araf olmalıydı. Kadın kapıdan adımını attı. Arafın kalabalığı yalnızlıkla başladı.
Beyaz Gece
Gece uzuyor
gözlerim mi kalbim mi sabrım mı zorluyor
kışın dönüşü olmayan yolculuğunu
yasak vakitler güneşin boynuna bir urgan geçiriyor
zorbalar söndürüyorlar ateşleri
beyaz gece uzanıyor tek başına
yaseminler arasında
gözlerim mi kalbim mi sabrım mı zorluyor
kışın dönüşü olmayan yolculuğunu
yasak vakitler güneşin boynuna bir urgan geçiriyor
zorbalar söndürüyorlar ateşleri
beyaz gece uzanıyor tek başına
yaseminler arasında
Sessiz Gece
Hatırlayabildiğim kadar doğuyor sabah
henüz neyin çalındığını bilmiyorum hayatımdan
attığı adımları bizden saklıyor zaman
sanki yanımızdan hiç ayrılmamış gibi sıcacık kalkıp gittiği yer
bu keder kimi zaman bir ayrılık hediyesi
kimi zaman doğuştan bahşedilmiş bir yetenek
kalabalıklardan uzakta olup zamanla dalaşmak
yorucu bir hazineyi herkesten saklamak
gece ne güzel sessiz
kendinden gelmişken kendine gelmek
soldurur hatırladıklarınla kalbini
susmayan her şeye rağmen bu gece sessiz
buna zaman yetmiyor
henüz neyin çalındığını bilmiyorum hayatımdan
attığı adımları bizden saklıyor zaman
sanki yanımızdan hiç ayrılmamış gibi sıcacık kalkıp gittiği yer
bu keder kimi zaman bir ayrılık hediyesi
kimi zaman doğuştan bahşedilmiş bir yetenek
kalabalıklardan uzakta olup zamanla dalaşmak
yorucu bir hazineyi herkesten saklamak
gece ne güzel sessiz
kendinden gelmişken kendine gelmek
soldurur hatırladıklarınla kalbini
susmayan her şeye rağmen bu gece sessiz
buna zaman yetmiyor
Doğum
Kaybolduğum zaman şarkı söylüyorum
beyaz gün siyaha boyandığında
sesim çıkıyor kalbimden
susmaya kıyamıyorum sana olan sevgimi
beyaz gün siyaha boyandığında
sesim çıkıyor kalbimden
susmaya kıyamıyorum sana olan sevgimi
Kadar
Güzel anlar var. insanın duygularından kaçmasının anlamsız olduğunu anladığı anlar gibi. gerçek olandan zevk aldığı anlar gibi. heyecan duyabildiği kadar var insan. korkularını yanına alabilme cesaretini gösterebildiği kadar. sevebildiği kadar. nefretini gösterdiğinde var. iyi bir insan olmadığını kanıtlayana kadar. zamanla var. zamanı var. kanadığında ve nemli bir hayat onu sardığında var insan. belki bugün üzülüyor ama sonra her şey anlatabildiği kadar var.
Düşünebildiğim kadarım zannederdim fakat şimdi aklımın bana zarar olduğunu biliyorum. hissedebiliyorum hala. bu kadarı her şeye yetiyor.
Düşünebildiğim kadarım zannederdim fakat şimdi aklımın bana zarar olduğunu biliyorum. hissedebiliyorum hala. bu kadarı her şeye yetiyor.
Zaman
Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum
artık çimlerin olmadığı yerlerde
sadece kendinden kaçmanın meşru olduğu yine en çok bu yüzden deliremediğim zamanlarda
toz bir şehrin taşlarına takılarak
birlikte olduğumuz yerleri bulamıyorum zihnimde bile
artık çimlerin olmadığı yerlerde
sadece kendinden kaçmanın meşru olduğu yine en çok bu yüzden deliremediğim zamanlarda
toz bir şehrin taşlarına takılarak
birlikte olduğumuz yerleri bulamıyorum zihnimde bile
Defa
Yazdıklarımın bir anlamı yok
renklerin solduğu gün gibi terkedilmiş
bir daha asla böyle yalnız hissedemezsin
çünkü yalnızlık da sadece bir defa bırakır tüm kasvetini vücuduna
sonra alışırsın
renklerin solduğu gün gibi terkedilmiş
bir daha asla böyle yalnız hissedemezsin
çünkü yalnızlık da sadece bir defa bırakır tüm kasvetini vücuduna
sonra alışırsın
Radde
Pişmanlıkla dolu sular taştı
kapıma gelen dilenci gözlerini bıraktı
kim daha sarhoş
yalpalayan ağızlar
akşamın süsleri
göğsümde inleyen güneş
öldü kalabalıklar
sesler yükseldi
kuşlar dallara bıraktı kanatlarını
şarkılar siyah
dua eden balıklar
sırtı sıvazlanan avcılar
sevdalar ve ağıtlar
kimsesiz evler
toprak altında
kapıma gelen dilenci gözlerini bıraktı
kim daha sarhoş
yalpalayan ağızlar
akşamın süsleri
göğsümde inleyen güneş
öldü kalabalıklar
sesler yükseldi
kuşlar dallara bıraktı kanatlarını
şarkılar siyah
dua eden balıklar
sırtı sıvazlanan avcılar
sevdalar ve ağıtlar
kimsesiz evler
toprak altında
Etiketler:
art,
artdepi,
blog,
darkart,
Deneme,
edebiyat,
facebook,
hikaye,
karanlıksanatlar,
kirjallisuus,
literature,
Öykü,
pınarince,
sanat,
story,
Şiir,
taide,
talvi,
tarina
Gece Hikayeleri 3
Av zamanı kışın yorucu taraflarını düşünmez insan. Av onun için karanlık gecenin yaktığı bir ateş gibidir. Gücün ve öfkenin tek bir noktada buluştuğu o an kaybettiğin her şeyi avınla birlikte yeniden kazanırsın. Köyün erkekleri perçinlenmiş körlüklerini buraya getirir ve alacaklılardan kurtulmanın verdiği rahatlıkla karın üzerinde çırılçıplak yatarlardı bir süre. Farkına varılmayan çılgınlıklardan ilki böyle bir gecede başlamıştı.
Erdon, Renag, Seyub artık karın derilerini yakmaya başladığı an kalkıp giyindiler. Isınmak için biraz şarap akıttılar minik taslara. Konakladığımız yerin hemen yakınında küçük bir mağara vardı. Köyün çocukları ekin zamanları tarladan aşırdıklarını buraya getirir pazarcılık oynarlardı. Diğerleri şaraplarını içerken mağaranın bulunduğu taraftan sesler işittim. Sesler inleme gibi geliyordu. Kalktım ve o tarafa doğru yürümeye başladım. Yaz olsaydı gürbüz çalılardan yürümem zor olurdu fakat bu sefer kışın ağırlığı altında ezilen dallar yolumu yakın kıldı.
Mağaranın önüne geldiğimde turuncu bir ışık yaladı yüzümü. Uzaktaydım ama sıcaklığını hissedebiliyordum. Biraz daha yaklaştığımda gördüklerim karşısında ayakta duramadım. Dizlerimin üstüne yığıldım.
Erdon, Renag, Seyub artık karın derilerini yakmaya başladığı an kalkıp giyindiler. Isınmak için biraz şarap akıttılar minik taslara. Konakladığımız yerin hemen yakınında küçük bir mağara vardı. Köyün çocukları ekin zamanları tarladan aşırdıklarını buraya getirir pazarcılık oynarlardı. Diğerleri şaraplarını içerken mağaranın bulunduğu taraftan sesler işittim. Sesler inleme gibi geliyordu. Kalktım ve o tarafa doğru yürümeye başladım. Yaz olsaydı gürbüz çalılardan yürümem zor olurdu fakat bu sefer kışın ağırlığı altında ezilen dallar yolumu yakın kıldı.
Mağaranın önüne geldiğimde turuncu bir ışık yaladı yüzümü. Uzaktaydım ama sıcaklığını hissedebiliyordum. Biraz daha yaklaştığımda gördüklerim karşısında ayakta duramadım. Dizlerimin üstüne yığıldım.
Etiketler:
art,
artdepi,
blog,
darkart,
Deneme,
edebiyat,
facebook,
hikaye,
karanlıksanatlar,
kirjallisuus,
literature,
Öykü,
pınar ince,
sanat,
story,
Şiir,
talvi,
tarina,
winter
Gece Hikayeleri 2
Biraz içmek için tuta çıkarıyorum. Ekşi tadı susuzluğumu gidermiyor. Sakin bir gece katrelenmiş toprağın üzerinde yatarken gözlerimi halini artık değiştirmeyen sandal şeklindeki aya bakarak kapatıyorum. Bu belki onu son görüşüm...
Sıcak... İçme suyu yok. Mar'dan gelen tuta var sadece. Sirkenin içine at pisliği karıştırılmış gibi kokusu ama yola devam etmemiz için katlanmak zorundayız.
Bir daha göremeyeceğimiz ulu göğün altında hayatlarımızı geri kazanmak için yollardayız. Vahşi hayvanları avlamaya gittiğimiz günleri, yeşil ormanları, pınarları, geceyi ve gündüzü özlüyorum. Nepra'yı düşünüyorum böyle zamanlarda. Ekmek yaptığı odayı ve kokusunu özlüyorum. Lambar'ın başlattığı bu savaş dünyayı sırtımızdan kaydırdı.Şimdi tek yükümüz hayatlarımız.
- Vandor! Uyan! Chates'ler burada. Kemiklerim toprağa mühürlenmiş gibi bir acıyla uyanıyorum.
- Chates ve adamları Zada yakınlarında biraz içme suyu bulmuşlar. Bu sayede iki gün daha dinlenmeden yol alabiliriz. Ledan'ın sanki başka çaremiz varmış gibi konuşmasına öfkeleniyorum.
Tekrar yola koyulacakken atların huzursuz hali dikkatimi çekiyor. Gün daha önce olmadığı kadar sessiz.
Mavi ışık huzmeleri gözlerimizi yoruyor. Karşımızda beliren tepeler net ve iniltili. Sanki biraz sonra ağızları belirecek ve çığlık atmaya başlayacaklarmış gibi duruyorlar.
Ketan'a yaptığımız bir yolculuğu anımsıyorum. O kış her gece ocağımız yanardı. Bolluk dolu bir kıştı. Yine de avlanmak için Ketan'a giderdik.
Sıcak... İçme suyu yok. Mar'dan gelen tuta var sadece. Sirkenin içine at pisliği karıştırılmış gibi kokusu ama yola devam etmemiz için katlanmak zorundayız.
Bir daha göremeyeceğimiz ulu göğün altında hayatlarımızı geri kazanmak için yollardayız. Vahşi hayvanları avlamaya gittiğimiz günleri, yeşil ormanları, pınarları, geceyi ve gündüzü özlüyorum. Nepra'yı düşünüyorum böyle zamanlarda. Ekmek yaptığı odayı ve kokusunu özlüyorum. Lambar'ın başlattığı bu savaş dünyayı sırtımızdan kaydırdı.Şimdi tek yükümüz hayatlarımız.
- Vandor! Uyan! Chates'ler burada. Kemiklerim toprağa mühürlenmiş gibi bir acıyla uyanıyorum.
- Chates ve adamları Zada yakınlarında biraz içme suyu bulmuşlar. Bu sayede iki gün daha dinlenmeden yol alabiliriz. Ledan'ın sanki başka çaremiz varmış gibi konuşmasına öfkeleniyorum.
Tekrar yola koyulacakken atların huzursuz hali dikkatimi çekiyor. Gün daha önce olmadığı kadar sessiz.
Mavi ışık huzmeleri gözlerimizi yoruyor. Karşımızda beliren tepeler net ve iniltili. Sanki biraz sonra ağızları belirecek ve çığlık atmaya başlayacaklarmış gibi duruyorlar.
Ketan'a yaptığımız bir yolculuğu anımsıyorum. O kış her gece ocağımız yanardı. Bolluk dolu bir kıştı. Yine de avlanmak için Ketan'a giderdik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)