darkart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
darkart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hatırla

Yaşam ve ölüm
dört dörtlük hayatın huzursuz ettiği kelebekler
dünyanın tasa dolu doğal uzantıları
öğrenmek istediğim tek şey
kimin yarası üstlendiğim görev
canımı dişime taktığım
kapkara bir kuyu
evin yolunu unutmuş utanç
derin üzüntüler

bu gözlere uzun uzun bakmıştım
neden

İçimdeki Yer

Kainatla uyumsuz zihnimden geçen yol

- müthiş bir sarılma isteği

herhangi bir şey gibi
karşımda duran
yer altında saklanan
adımlarımı emen arzular
hortum gibi
dönen kuvvetlenen
zarar vereceğini bile bile

- vazgeçme

ısrarcı uykuların ikimize de faydası olmaz
kısacık anlar gözlerime bakar
sen yoksun artık

Soğuk Hayat

Sesin zamanı sakinleştiriyor
ellerim sana dokunduğunda özgür
yoksa kaç adım gider insan yalnızlığında
kaprislerimi yeniden arzulamam gibi
uzaktan işittiğim kahkahalar
meydanlar biz olağanüstü hayat
anlatamıyorum ki

Çıplak Gölge

Gölgelerden kaçırdığı karanlıkla boşaldı su
uzun ve kirli bir borudan
karanlık için bir çırpıda yıkandı şeytan
özveriliydi ilk defa
çırılçıplak ölüm gibi
yoksun hayranlığım cehenneme benim
cennet bir dünya deneme bedenime
aklımın içindekiler
şeyler ve insanlar
kaçın gölgelerden
gölgelerinden ellerinden etlerinden
gece doğmaz gün düşmez
çemberin içinde yalan bahçesi ve ölüm ışıkları
kötülüğüm kötülüklere çıkıyor
ve çember bırakmıyor beni
soğuk rüzgar gibi dokunuyor yanaklarıma
karanlığın aydınlığı gibi ihtişamlı
sonra sönüyor gece
yalnız kalmak için çabalıyorum
gözlerimi kapatmak için bahane ediyorum yorgunluğu
her şey geç her şey gerçek
kiminle paylaşırım günahımı
böyle aceleci ve açgözlüyken



Sonsuzluk

çok özlediğin bir zamanın rüyasından uyandığın sabah kalbinde hissettiğin ağırlık gibi 
yada bir kuşun havalandığı andaki rüzgar gibi 
susarak kabul ettiklerin gibi tanıdık hayallerden bahsediyorum 
sonsuza kadar hatta belki başka hayatlara kadar beklemekten
sana ait olan şeyi sonunda bulmuş olmandan
o andan
üzülmene gerek yok
bu gece senin yanındayım
sonunda
sonsuza kadar
neresi varsa gidilecek
üşenmeden her sabah yorgunlukla
içeceğim su gibi ihtiyaç
biraz berrak
aklım hiç olmadığı kadar berrak
yazıyorum şimdi sarıldığını uyumanı benimle
bulamadığım kelimeler var hala
anlatamadıklarım
gözlerinde görüyorum
işte şimdi başka bir hayat istemiyorum
başka biri olmak istemiyorum
seninle olduğum kadar
bize yetinceye kadar beklemekten
sabırdan ilk kez ümitliyim
bunca yoldan sonra biliyordum
ölmek kadar tatlı soğukta
hesaplamadan bir geleceği
şimdi sonsuzluğa uzanıyorum

Azap ve Son

Gece düştüğünde parmak uçlarım karıncalanır
suçlu ararım
dans eden kötülükler gibi
eşsiz
denizin karanlığa gömüldüğü aynı saatler
peşinden sürüklenen aşkla beraber gelir
kar yağdığı zaman deniz üşür
karanlık beyazı döker
suçsuzsan rahat uyursun
elinden gelmeyeni yapmandan bahsediyorum
yabancıların gözlerine bakmaktan korkmadığın
aradığının ne olduğunu bilmediğin
hür kalpli halinden koptuğun andan
sadece seni düşünüyorum
yıldızlardan geceden köprülerden
durmadan yazmaktan bahsediyorum
yürüdüğümüz sokaklardan
hayatımızdaki başkalarından
saklanmadan konuşmak istiyorum seninle
hikayeler anlatmanı
kurtuluş yolu bulduğunda beni de yanına almanı
istemediğim ne varsa karşılığında bunları istiyorum
dua etmekten çok kötülüğü çağırıyorum
orada biliyorum biz varız
en iyisi aşktan öte her şeyin
pencereni açtığında içeri dolan yaz kokusu
misafirin değil başkası
gök ne zaman düşerse yalnız değil
sen ben parçaları geçmiş zaman kumu belki
eşelendikçe ya azap ya son



Sessiz Gece

Hatırlayabildiğim kadar doğuyor sabah
henüz neyin çalındığını bilmiyorum hayatımdan
attığı adımları bizden saklıyor zaman
sanki yanımızdan hiç ayrılmamış gibi sıcacık kalkıp gittiği yer
bu keder kimi zaman bir ayrılık hediyesi
kimi zaman doğuştan bahşedilmiş bir yetenek
kalabalıklardan uzakta olup zamanla dalaşmak
yorucu bir hazineyi herkesten saklamak
gece ne güzel sessiz
kendinden gelmişken kendine gelmek
soldurur hatırladıklarınla kalbini
susmayan her şeye rağmen bu gece sessiz
buna zaman yetmiyor

Doğum

Kaybolduğum zaman şarkı söylüyorum
beyaz gün siyaha boyandığında
sesim çıkıyor kalbimden
susmaya kıyamıyorum sana olan sevgimi

Defa

Yazdıklarımın bir anlamı yok
renklerin solduğu gün gibi terkedilmiş
bir daha asla böyle yalnız hissedemezsin
çünkü yalnızlık da sadece bir defa bırakır tüm kasvetini vücuduna
sonra alışırsın

Radde

Pişmanlıkla dolu sular taştı
kapıma gelen dilenci gözlerini bıraktı
kim daha sarhoş
yalpalayan ağızlar
akşamın süsleri
göğsümde inleyen güneş

öldü kalabalıklar
sesler yükseldi
kuşlar dallara bıraktı kanatlarını
şarkılar siyah

dua eden balıklar
sırtı sıvazlanan avcılar
sevdalar ve ağıtlar
kimsesiz evler
toprak altında

Gece Hikayeleri 3

Av zamanı kışın yorucu taraflarını düşünmez insan. Av onun için karanlık gecenin yaktığı bir ateş gibidir. Gücün ve öfkenin tek bir noktada buluştuğu o an kaybettiğin her şeyi avınla birlikte yeniden kazanırsın. Köyün erkekleri perçinlenmiş körlüklerini buraya getirir ve alacaklılardan kurtulmanın verdiği rahatlıkla karın üzerinde çırılçıplak yatarlardı bir süre. Farkına varılmayan çılgınlıklardan ilki böyle bir gecede başlamıştı.
Erdon, Renag, Seyub artık karın derilerini yakmaya başladığı an kalkıp giyindiler. Isınmak için biraz şarap akıttılar minik taslara. Konakladığımız yerin hemen yakınında küçük bir mağara vardı. Köyün çocukları ekin zamanları tarladan aşırdıklarını buraya getirir pazarcılık oynarlardı. Diğerleri şaraplarını içerken mağaranın bulunduğu taraftan sesler işittim. Sesler inleme gibi geliyordu. Kalktım ve o tarafa doğru yürümeye başladım. Yaz olsaydı gürbüz çalılardan yürümem zor olurdu fakat bu sefer kışın ağırlığı altında ezilen dallar yolumu yakın kıldı.
Mağaranın önüne geldiğimde turuncu bir ışık yaladı yüzümü. Uzaktaydım ama sıcaklığını hissedebiliyordum. Biraz daha yaklaştığımda gördüklerim karşısında ayakta duramadım. Dizlerimin üstüne yığıldım.

Gece Hikayeleri 2

Biraz içmek için tuta çıkarıyorum. Ekşi tadı susuzluğumu gidermiyor. Sakin bir gece katrelenmiş toprağın üzerinde yatarken gözlerimi halini artık değiştirmeyen sandal şeklindeki aya bakarak kapatıyorum. Bu belki onu son görüşüm...
Sıcak... İçme suyu yok. Mar'dan gelen tuta var sadece. Sirkenin içine at pisliği karıştırılmış gibi kokusu ama yola devam etmemiz için katlanmak zorundayız.
Bir daha göremeyeceğimiz ulu göğün altında hayatlarımızı geri kazanmak için yollardayız. Vahşi hayvanları avlamaya gittiğimiz günleri, yeşil ormanları, pınarları, geceyi ve gündüzü özlüyorum. Nepra'yı düşünüyorum böyle zamanlarda. Ekmek yaptığı odayı ve kokusunu özlüyorum. Lambar'ın başlattığı bu savaş dünyayı sırtımızdan kaydırdı.Şimdi tek yükümüz hayatlarımız.
- Vandor! Uyan! Chates'ler burada. Kemiklerim toprağa mühürlenmiş gibi bir acıyla uyanıyorum.
- Chates ve adamları Zada yakınlarında biraz içme suyu bulmuşlar. Bu sayede iki gün daha dinlenmeden yol alabiliriz. Ledan'ın sanki başka çaremiz varmış gibi konuşmasına öfkeleniyorum.
Tekrar yola koyulacakken atların huzursuz hali dikkatimi çekiyor. Gün daha önce olmadığı kadar sessiz.
Mavi ışık huzmeleri gözlerimizi yoruyor. Karşımızda beliren tepeler net ve iniltili. Sanki biraz sonra ağızları belirecek ve çığlık atmaya başlayacaklarmış gibi duruyorlar.
Ketan'a yaptığımız bir yolculuğu anımsıyorum. O kış her gece ocağımız yanardı. Bolluk dolu bir kıştı. Yine de avlanmak için Ketan'a giderdik.

Gece Hikayeleri - giriş 1

... Su kemerlerini geçiyoruz. Az ilerde bizi bekleyen kafile ağaçları ateşe veriyor. Soysuz bir soylu çekiyor başı. Kimseye emir vermeden tatmak istiyor bu zevki. Ellerinin yarattığı kötülük onu tüm çocukluğuyla kucaklıyor.
- İşte oradalar!
Sesi dumanı ve çıtırtıları yararak kulaklarıma ulaşıyor. Kan kokusu ve is burnumu yakıyor.
- Geç kaldınız.
- Dün gece ormanda dinlendik. Bazılarımız at süremeyecek kadar yorgundu.
Konuşurken gözlerine yansıyan alevleri içimde hissediyordum.
- Geçin şöyle. Birazdan yola koyulacağız. Lambar dün gece buradaydı. İzlerini yok etmezsek diğerleri de gelecektir.
Lambar...  Parçalanmış sırtındaki yara asla kapanmayacak. Akıttığı hastalıklı sarı kan toprağı öldürdü. Şimdi ondan uzağa gitmeliyiz.
- Zaman kaybetmeyelim. Burada işimiz bitti.
Sabahın ilk ışıklarıyla atları sürmeye başladık. Defne ağaçlarının arasından Gurempa dağlarının eteklerine kadar geldiğimizde dinlenmek için durduk. Gece sıcaklığıyla boğuyordu.

Karanlık

Akşam, kavga, felç geçiren ışıklar
sarı çimenler, kırmızı başaklar
cinayetler
mektuplar, sevgililer
rüyalar, uykular
sözler, insanlar
yeminler, aşklar
çamuru yıkayan yağmur
göğün karanlığını aralayan ay
cinayetler yine
dünya ve zalimler