artdepi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artdepi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hatırla

Yaşam ve ölüm
dört dörtlük hayatın huzursuz ettiği kelebekler
dünyanın tasa dolu doğal uzantıları
öğrenmek istediğim tek şey
kimin yarası üstlendiğim görev
canımı dişime taktığım
kapkara bir kuyu
evin yolunu unutmuş utanç
derin üzüntüler

bu gözlere uzun uzun bakmıştım
neden

Sonra

Herkes çok daha iyi anlayacaktır
bir adamı yok eden ahmaklığı
ürpertinin verdiği zevkle dolu
bir geleceği olmadığını
kalbin üstüne vuran
üşümüş kuşlar
yaratıkların ihtiyarı
sefil ateş izleri
çatımın altında duruyor
kürek çekiyorum krallara
deniz damarlardan
tanrının isteğini yerine getireceğim
iyiliğe meteliğim yok
hayretler içinde hayaletlerle
dönmeyen yaradılışı alacağım üstüme
sünger gibi çekeceğim aşkı
yılan gibi kıvrılıp
avucuna düşeceğim

Bataklık

Azarlayıp duruyorsun geç saatleri
hayat böyle öğrenilir diyorsun
yüzükoyun yere yapışan kış acısını
kapıyı vuran çocuk çığlığını
alfabeyi söken bir sandalyeyi
oynatıyorsun yerinden
yüreğini daraltan umudunu
kimse anlamak istemez
bataklık toprağını işgal eden
içine düşen ateş senin taleben
kara bulut evine çöken
o günler paylaşmak sırdı
şimdi sığındığın yıllar teker teker vardı evlerine
konuşmaların yükselişin yaralı kuşların
tedirgin
ağla biraz diyorsun
sadece gözleri kalmış minnete
yanan kalabalığa karış
basit bir hayat yaşa
ağzının tadı kaçsın
bunlar duyduklarım
yüzünde biriken teri sil
ne pahasına olursa olsun yaşa
bir tek ölüm önemliyken
sen gel acını okşa
sonra hep kısa sessizlikler
ama insan çığlıkları hatırlanan

Masal Gece

Başına böyle bir şey geldiğini anlatır renkler
adı koyulmamış göklerin

eğlendiğini görmek ruhunun
dünyama nasıl geldiğini
yazarken düşünmediğim şeyler

hünerli hayaller ve şahı
beni yer eden alışkanlığıma dönüştü
kaçmakta kusur etmedim yine de

ne yana dönsem
o zamana kadarmış


Sesler

Yüzüne doğrudan doğruya bakan insanlar var
yine de senin için duvar içtenliktir
kıskanmaktır yalnızlığı
bahanesidir aksi şeylerin
kudurmuş içler kapar geceleri

utanç duyuyorum
kabul ediyorum
yeniden yaşamaya başlamak istiyorum
hastalığım bu benim
her defasında yeniden istiyorum
alıştım ama bıktım

ruhumu aramaya gidiyorum
kayboluyorum koruda
senin duvarların var ve ben cevapları bilmiyorum
ürkütücü dünya varoluşumuz
gerçek çemberler
uyandırmak istediğim sesler ve mesafeler
yüzünde parçalanan bulutlar

başlarken vazgeçtiğim için
seni bulamıyorum
ama yakından gelen gürültüleri duyuyorum
insanın kendi içinde dolaşmaya mahkum olması çok güç
bana biraz zaman ver

manzarayı gösteren parmakların
tanrının öğreteceklerinden fazla
gelecek senin içinde bulunduğun zaman
gıcırdayan tahtalar
organlar ve sağduyu
arayışın mucizeler gerektirdiğini biliyorum

duraklayıp seni içime soruyorum
sormak zorundayım
söylediğine çok dikkat et
aç gözlerini ve yürü
gece kararmadan kötülükle








Ruh

Sırların yok olmayacağını biliyordum
uyandım
öbür uca ittim geceyi
dirildiğim dünya bu deniz
yarın ölmek için başka kollar bunlar
her şey kararır
ben tek başıma
keyfini çıkar suçluluğun
dağılan yeryüzüne bak
zamanın geldiğini anla
savrul hepsi aynı şey
sıradan hayatlar ölümü keşfeder
akşamüstü bir hikaye yazarsın
karanlık neşeyi anlatırsın
başka gökyüzünde
kulaktan kulağa başka biri olursun
yayılırsın benliğe
ne tuhaf güneş
bana yaşamayı öğret

Soğuk Hayat

Sesin zamanı sakinleştiriyor
ellerim sana dokunduğunda özgür
yoksa kaç adım gider insan yalnızlığında
kaprislerimi yeniden arzulamam gibi
uzaktan işittiğim kahkahalar
meydanlar biz olağanüstü hayat
anlatamıyorum ki

Beyaz Yüklü Gece ve İçimde Canavarlar

Hatırla ölmeyeceksin
öfkeyle can çekiştiğin geceyi
hakim olamayıp kendine
süründüğün kaldırımı
taşların seni ayıltan soğuğunu
hatırla ölmeyeceksin
pişmanlığını yeniden doğur
koynuna gir mutsuzluğun
kaç defa anne oldun
suçun bitmedi
iyi olmayacaksın
tanrı seni affeder mi
yüzsüzlüğün aynadaki
derin sessizlik ve beyaz gece
sorular hayatı yavaşlatmaz
arınmaya uğraşma
sen başkası olamazsın
yatağında kıvranan geceyi düşün
seni uykundan alıkoyan sesleri
kuyudan çektiğin küçük mutluluk damlalarını
toz pırıltılarıyla gölgelenen ay ışığını
tersine akan zaman gibi yaşamın
suçsuz bir yer hayali
hatırla ölmeyeceksin
bir yamaçtan kıvrılan yol bulacak seni
düşecek seni çevreleyen beyaz yüklü gece
aşkla damlayacak vakitsiz
bekle ölmeyeceksin
ırmaklar eşlik edecek masallarına
hızla akacaksın karanlık denizlere
korkuların düşlerine esir
ama bu başka bir hayat
susmayan şiirler
müzikle hançerlenmiş kalpler
ve yaseminler
bekle kar yağacak bu gece



Defa

Yazdıklarımın bir anlamı yok
renklerin solduğu gün gibi terkedilmiş
bir daha asla böyle yalnız hissedemezsin
çünkü yalnızlık da sadece bir defa bırakır tüm kasvetini vücuduna
sonra alışırsın

Radde

Pişmanlıkla dolu sular taştı
kapıma gelen dilenci gözlerini bıraktı
kim daha sarhoş
yalpalayan ağızlar
akşamın süsleri
göğsümde inleyen güneş

öldü kalabalıklar
sesler yükseldi
kuşlar dallara bıraktı kanatlarını
şarkılar siyah

dua eden balıklar
sırtı sıvazlanan avcılar
sevdalar ve ağıtlar
kimsesiz evler
toprak altında

Gece Hikayeleri 3

Av zamanı kışın yorucu taraflarını düşünmez insan. Av onun için karanlık gecenin yaktığı bir ateş gibidir. Gücün ve öfkenin tek bir noktada buluştuğu o an kaybettiğin her şeyi avınla birlikte yeniden kazanırsın. Köyün erkekleri perçinlenmiş körlüklerini buraya getirir ve alacaklılardan kurtulmanın verdiği rahatlıkla karın üzerinde çırılçıplak yatarlardı bir süre. Farkına varılmayan çılgınlıklardan ilki böyle bir gecede başlamıştı.
Erdon, Renag, Seyub artık karın derilerini yakmaya başladığı an kalkıp giyindiler. Isınmak için biraz şarap akıttılar minik taslara. Konakladığımız yerin hemen yakınında küçük bir mağara vardı. Köyün çocukları ekin zamanları tarladan aşırdıklarını buraya getirir pazarcılık oynarlardı. Diğerleri şaraplarını içerken mağaranın bulunduğu taraftan sesler işittim. Sesler inleme gibi geliyordu. Kalktım ve o tarafa doğru yürümeye başladım. Yaz olsaydı gürbüz çalılardan yürümem zor olurdu fakat bu sefer kışın ağırlığı altında ezilen dallar yolumu yakın kıldı.
Mağaranın önüne geldiğimde turuncu bir ışık yaladı yüzümü. Uzaktaydım ama sıcaklığını hissedebiliyordum. Biraz daha yaklaştığımda gördüklerim karşısında ayakta duramadım. Dizlerimin üstüne yığıldım.

Gece Hikayeleri 2

Biraz içmek için tuta çıkarıyorum. Ekşi tadı susuzluğumu gidermiyor. Sakin bir gece katrelenmiş toprağın üzerinde yatarken gözlerimi halini artık değiştirmeyen sandal şeklindeki aya bakarak kapatıyorum. Bu belki onu son görüşüm...
Sıcak... İçme suyu yok. Mar'dan gelen tuta var sadece. Sirkenin içine at pisliği karıştırılmış gibi kokusu ama yola devam etmemiz için katlanmak zorundayız.
Bir daha göremeyeceğimiz ulu göğün altında hayatlarımızı geri kazanmak için yollardayız. Vahşi hayvanları avlamaya gittiğimiz günleri, yeşil ormanları, pınarları, geceyi ve gündüzü özlüyorum. Nepra'yı düşünüyorum böyle zamanlarda. Ekmek yaptığı odayı ve kokusunu özlüyorum. Lambar'ın başlattığı bu savaş dünyayı sırtımızdan kaydırdı.Şimdi tek yükümüz hayatlarımız.
- Vandor! Uyan! Chates'ler burada. Kemiklerim toprağa mühürlenmiş gibi bir acıyla uyanıyorum.
- Chates ve adamları Zada yakınlarında biraz içme suyu bulmuşlar. Bu sayede iki gün daha dinlenmeden yol alabiliriz. Ledan'ın sanki başka çaremiz varmış gibi konuşmasına öfkeleniyorum.
Tekrar yola koyulacakken atların huzursuz hali dikkatimi çekiyor. Gün daha önce olmadığı kadar sessiz.
Mavi ışık huzmeleri gözlerimizi yoruyor. Karşımızda beliren tepeler net ve iniltili. Sanki biraz sonra ağızları belirecek ve çığlık atmaya başlayacaklarmış gibi duruyorlar.
Ketan'a yaptığımız bir yolculuğu anımsıyorum. O kış her gece ocağımız yanardı. Bolluk dolu bir kıştı. Yine de avlanmak için Ketan'a giderdik.

Talvi

il pleut et il fait froid mais mon coeur a besoin d'hiver

Gece Hikayeleri - giriş 1

... Su kemerlerini geçiyoruz. Az ilerde bizi bekleyen kafile ağaçları ateşe veriyor. Soysuz bir soylu çekiyor başı. Kimseye emir vermeden tatmak istiyor bu zevki. Ellerinin yarattığı kötülük onu tüm çocukluğuyla kucaklıyor.
- İşte oradalar!
Sesi dumanı ve çıtırtıları yararak kulaklarıma ulaşıyor. Kan kokusu ve is burnumu yakıyor.
- Geç kaldınız.
- Dün gece ormanda dinlendik. Bazılarımız at süremeyecek kadar yorgundu.
Konuşurken gözlerine yansıyan alevleri içimde hissediyordum.
- Geçin şöyle. Birazdan yola koyulacağız. Lambar dün gece buradaydı. İzlerini yok etmezsek diğerleri de gelecektir.
Lambar...  Parçalanmış sırtındaki yara asla kapanmayacak. Akıttığı hastalıklı sarı kan toprağı öldürdü. Şimdi ondan uzağa gitmeliyiz.
- Zaman kaybetmeyelim. Burada işimiz bitti.
Sabahın ilk ışıklarıyla atları sürmeye başladık. Defne ağaçlarının arasından Gurempa dağlarının eteklerine kadar geldiğimizde dinlenmek için durduk. Gece sıcaklığıyla boğuyordu.

Karanlık

Akşam, kavga, felç geçiren ışıklar
sarı çimenler, kırmızı başaklar
cinayetler
mektuplar, sevgililer
rüyalar, uykular
sözler, insanlar
yeminler, aşklar
çamuru yıkayan yağmur
göğün karanlığını aralayan ay
cinayetler yine
dünya ve zalimler


Kavgalı yerler

Sessiz bir ağaç altında
bir damla kırmızıyla
solgun uzanışın
çimlerin hışırtısı
sessizliğini bu gece
belki dansa kaldırır

sabah olmayacak olmasın
hep geceyi yaşamak
yine de özlemek geceyi
sevmek gibi
dolaşmaya çıkan kuşlar
çimlere çarpıyor
hışırtılar bu gece
göğü yerle bir ediyor

uzakta her şey
kırıldığım anlar gibi
soluğumda, ağzımda
acım etime batıyor
her defa

bu gece
yine çok kavgalı
yerlerden yazıyorum
içim biraz dertli
yüzüm biraz kanlı

fakat sana hep iyi geceler


Ben de atmosferden düşerim

Karanlık yüzler ve beyaz geceler
sonra bir daha olmadı
şairin de dediği gibi 'atmosferin ortasında düşündüm'
uzak gibi değildi
yakından göremedim
içimi
sahi aynı gökyüzü mü
karartan gözlerimi
hiç bitmeyen bir sıkıntı
içim, şehrim

yolumu temizledim, odamı, saçlarımı
sonra bir daha olmadı
gülmedim
zaten atmosferin ortasına düşmüşüm
düşünmek işim değil
düşmeliyim dünyaya
paramparça

yok gibi değildi
beni bilemedim
başka bir zaman mı
birleştirecek ellerimizi
hiç bitmeyen bir ömür
sensiz, yalnız

Yanan yaralar

Hiçlikle gelen sessizlik senden kalan boşluğu dolduruyor
ayakta durmak zor
kuşların sesine kulak vermek
uyumak ve uyanmak zor böyle günlerde
sessizlik öldürmüyor
keşke bıçakla soğusa
biri gelip ağlasa yanan yaralarıma

Şimdi her şey sessiz içimde

Geldiğinde anlamalıydım
yağmur sokakları ıslattığında
arabaların alarmları çaldığında
sokak lambaları son sarı ışıklarıyla dimdik ayaktayken
henüz sabaha teslim olmamışken
anlamalıydım

Sen de beni anla ne olur
yanlışlarım öyle çok ki
yetişemiyorum
güneş çoktan yükselmiş oluyor geldiğimde

Her yer sanki kalabalığın elinde
kolay nefesler, alışlar, verişler

Anlamak çok güç neden geç kaldık bu kadar
heveslerim kayboldu
senin sesin
birbirimiz yerine zamana sarıldık
başka heyecanlar peşinde

şimdi içimde
her şey
herkes

sessiz


Zaman Düğümü

Sözlerin ve saatlerin yerleri değişince gelir amansız insanlar
ve sanılır en unutulmazları yazıldı tam zamanında bir yerlerde
yanlış anlaşıldı
anlaşılıyor
düğümler attık hayatımıza
çözemeyeceğimiz