yazın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bataklık

Azarlayıp duruyorsun geç saatleri
hayat böyle öğrenilir diyorsun
yüzükoyun yere yapışan kış acısını
kapıyı vuran çocuk çığlığını
alfabeyi söken bir sandalyeyi
oynatıyorsun yerinden
yüreğini daraltan umudunu
kimse anlamak istemez
bataklık toprağını işgal eden
içine düşen ateş senin taleben
kara bulut evine çöken
o günler paylaşmak sırdı
şimdi sığındığın yıllar teker teker vardı evlerine
konuşmaların yükselişin yaralı kuşların
tedirgin
ağla biraz diyorsun
sadece gözleri kalmış minnete
yanan kalabalığa karış
basit bir hayat yaşa
ağzının tadı kaçsın
bunlar duyduklarım
yüzünde biriken teri sil
ne pahasına olursa olsun yaşa
bir tek ölüm önemliyken
sen gel acını okşa
sonra hep kısa sessizlikler
ama insan çığlıkları hatırlanan

Yağmur çiseleri

Canavarları gizlemeye çalışan şiir
rüzgarla gelir aralar perdeleri
dehşeti besler
aşkla oyalanır
savaşı anlatacak bir gece
belki hiç olmayacak
şiir rüzgarla gelir
ölümün taşındığı topraklara
hayaletleri yazar gerçek
tarih canavarları

Çiçeklerle uğraşırken
'yaz' dedi
gökyüzünde birleşti mevsimler
kederini gördüm
gür sesinin saçlarıma düşüşünü
hissettim içindeki savaşı
dağılıp giden mutluluğunu
oradan oraya kaçışan yağmur çiseleri
rüzgarla gelir
böyle sırılsıklam şehre
onun mutsuzluğu benim için değerli
endişeleniyorum karşılık görür diye

Sesler

Yüzüne doğrudan doğruya bakan insanlar var
yine de senin için duvar içtenliktir
kıskanmaktır yalnızlığı
bahanesidir aksi şeylerin
kudurmuş içler kapar geceleri

utanç duyuyorum
kabul ediyorum
yeniden yaşamaya başlamak istiyorum
hastalığım bu benim
her defasında yeniden istiyorum
alıştım ama bıktım

ruhumu aramaya gidiyorum
kayboluyorum koruda
senin duvarların var ve ben cevapları bilmiyorum
ürkütücü dünya varoluşumuz
gerçek çemberler
uyandırmak istediğim sesler ve mesafeler
yüzünde parçalanan bulutlar

başlarken vazgeçtiğim için
seni bulamıyorum
ama yakından gelen gürültüleri duyuyorum
insanın kendi içinde dolaşmaya mahkum olması çok güç
bana biraz zaman ver

manzarayı gösteren parmakların
tanrının öğreteceklerinden fazla
gelecek senin içinde bulunduğun zaman
gıcırdayan tahtalar
organlar ve sağduyu
arayışın mucizeler gerektirdiğini biliyorum

duraklayıp seni içime soruyorum
sormak zorundayım
söylediğine çok dikkat et
aç gözlerini ve yürü
gece kararmadan kötülükle








Ruh

Sırların yok olmayacağını biliyordum
uyandım
öbür uca ittim geceyi
dirildiğim dünya bu deniz
yarın ölmek için başka kollar bunlar
her şey kararır
ben tek başıma
keyfini çıkar suçluluğun
dağılan yeryüzüne bak
zamanın geldiğini anla
savrul hepsi aynı şey
sıradan hayatlar ölümü keşfeder
akşamüstü bir hikaye yazarsın
karanlık neşeyi anlatırsın
başka gökyüzünde
kulaktan kulağa başka biri olursun
yayılırsın benliğe
ne tuhaf güneş
bana yaşamayı öğret

İçimdeki Yer

Kainatla uyumsuz zihnimden geçen yol

- müthiş bir sarılma isteği

herhangi bir şey gibi
karşımda duran
yer altında saklanan
adımlarımı emen arzular
hortum gibi
dönen kuvvetlenen
zarar vereceğini bile bile

- vazgeçme

ısrarcı uykuların ikimize de faydası olmaz
kısacık anlar gözlerime bakar
sen yoksun artık

Soğuk Hayat

Sesin zamanı sakinleştiriyor
ellerim sana dokunduğunda özgür
yoksa kaç adım gider insan yalnızlığında
kaprislerimi yeniden arzulamam gibi
uzaktan işittiğim kahkahalar
meydanlar biz olağanüstü hayat
anlatamıyorum ki

Derin

Göğsümün altında yaşıyor bulutlar
gece orada ölüyor
ışıklar biraz daha soluyor
odaların düşüncelerin alçalan sesin
nefesim daralıyor ve yollar
ait olduğum bir şey var
ait olduğum bir şey yok


Yabancı

Kalp atışını hissetmek kadar gerçek dışı
rüyalarla geçirdiğim kısa bir tatil dönüşü
baygın hırslarla düşlediğim gelecek
yanlış olan bazı şeyler var
kalbimdeki kanı tanıyamıyorum

Kayıp Deniz

Kederini yerle bir eden şüphelerden sıyrılıyor dikenleri güllerin
kokuları yanık
ama benim uyumam gerek iyileşmek için
takip etmem gerek yaralarımı harap etmek için kendimi
elimden gelenin en kötüsü bu ve bilirsin bu iyi bir şey
bir gün sana yüzeceğim
bahçelerini öldürmüş bir toprağın intikamıyla dalgalanan denizle geleceğim
bugün yarın belki çoktan
geç değil çünkü bil ki zaman da ölebilir



Çıplak Gölge

Gölgelerden kaçırdığı karanlıkla boşaldı su
uzun ve kirli bir borudan
karanlık için bir çırpıda yıkandı şeytan
özveriliydi ilk defa
çırılçıplak ölüm gibi
yoksun hayranlığım cehenneme benim
cennet bir dünya deneme bedenime
aklımın içindekiler
şeyler ve insanlar
kaçın gölgelerden
gölgelerinden ellerinden etlerinden
gece doğmaz gün düşmez
çemberin içinde yalan bahçesi ve ölüm ışıkları
kötülüğüm kötülüklere çıkıyor
ve çember bırakmıyor beni
soğuk rüzgar gibi dokunuyor yanaklarıma
karanlığın aydınlığı gibi ihtişamlı
sonra sönüyor gece
yalnız kalmak için çabalıyorum
gözlerimi kapatmak için bahane ediyorum yorgunluğu
her şey geç her şey gerçek
kiminle paylaşırım günahımı
böyle aceleci ve açgözlüyken



Tılsım

Tılsımıyla parlayan gece
güneş ışıklarını iyileştirir
şimdi gün yok
her haliyle güzel dünya

mavi çiçekler ve kırmızı düşler benimle
yarama düşen kar taneleri canımı acıtıyor
ağzımı kurutan endişe
ama seni hayal edince ölür susuzluk

hepsi tane tane dilimin ucunda
kelimeler bilmem belki güzel yaşlar
gökte beliren ışık gel uykuya düş
ayakta kalanları sevmiyorum
gerçekleri uykuyla değiştiriyorum


Coşkulu Gece

Öldürücü bir tutkuyla kendini suçlu hisseden gece
coşkuyu susturmak için geç kaldığını biliyordu
boşlukları doldurmak için harcadığım çaba
bileklerimi kesen jilet boğazıma dolanan ip
aşağılamalar heyecan kaybı ve bilinmeyen kesikler

Kundakta yazıyorum
isteğin arasına saklıyorum boşvermişliği
beni dinle itiraf etmiş olmak zor
güzel cümlelere gerek yok
gece intihar ederken
mavi renkli oda günü doğurur


Savaşçı Mesafe

Mesafeler kaderden daha güçlü
senin yüzünde gördüğüm hayalden
kanımı döktüğüm topraktan
bizden daha güçlü soğuk hava
nefesimi tıkayan sisten
sana ısrarsız sürüklenen duygularımdan
daha güçlü bir şeyler olmalı
dokunduğum zaman karanlığa
itiraf ettiğimde korkularımı
yalan kalmadığında
zaman çalındı bizden
vurdu yüzümüze hıncını sevgisizliğin
söyle ve bir yer bul
imkansız bu dokunuşlar
gör beni başka türlü çağır
mesafeler tenim kadar yakın
kaygıyla kesilen bir ağaç
köklerini ruhuma yeniden salınca
doğumun sancısından
hür bırakılmak gibi senin yanın
zamanda kaybolan bir şiir
son mısrası gelmemiş ilham
gece sesleri ve yabancılar
senden daha yakın mesafeler
üzülme sana yeniden seslenirim
zor değil savaşmak canım isterse
güneşten saklanmak bahaneler bulmak
kaybetmek aslını her şeyin
kusursuz adeta kavuşmak sana her gün

Gece Hikayesi - Ölümden Korkan Hayalet

Bakın ne kadar haklı olduğunuz ortada beyler. Sevgili ve kırılgan hanımlar lütfen biraz da siz bahsedin olanlardan. Beni anlatın. Çekinmeyin lütfen. Kelimeleri seçerken zorlandığınızı görüyorum. Ne gereksiz bir çaba.
Kimse benim öldüğümü söyleyemiyor yüzüme. Peki buraya susarak mı geldik? Hayır. Birazdan yine başlayacak inlemeler. Beni görmüyor musunuz dostlarım? demek istediğim... siz insanlar beni görmüyor musunuz?
Yağmur biraz daha kuvvetlenince benim taşınma işlemim ivedi kazandı. Evet taşınıyorum bugün. Oldukça küçük bir daire. Kabul etmeliyim bundan daha kötüsü olmamıştı. Hatırlıyorum da geçen kışı geçirdiğim Madam Laroux nun çatı katı kimi zaman bundan daha sıkışık bir hal alabiliyordu. Fakat o zaman eşyalarım vardı yanımda. Şimdi sadece bir gölgeden ibaretim. Ağırlığım varlığını yalnızca bu alemde sürdürebilecek olan kemiklerim. Onlar da ölümüme sebep olan trafik kazasından sonra çok da işe yarar halde değil.
Mezarlıkları ölmeden önce de severdim. Hatta o vakitler daha çok severdim. Şimdi pek bir gizemi kalmadı. Buraya gelecekler için sürprizi bozmak istemem. Sadece bir süre sonra burada da her şeye alışıyor insan. İnsan mı dedim? Hala insan mı oluyorum ben? Sanırım sürprizler bitmedi.
Üçüncü gün doğduğunda başucumda biri daha vardı. Sevgili Luna hoş geldin. Biliyorum biraz zamansız ayrıldık. Seninle sonsuz bir aşk yaşayabilecekken sonsuzlukla ilgili farklı deneyimler yaşarken buldum kendimi. Yanında biri mi var? Bu hikaye böyle bir manzarayı resmedemeyecek kadar karanlık bir havada ilerliyordu oysa. Luna ağlama. Henüz her şey bitmedi. Her gün burada uyanmaya devam ediyorum. Yarın ne olacak bilmiyorum fakat hala yarından bahsedebiliyorum. Luna gidiyor musun? Biraz daha kalabilsen keşke. Peki ısrarcı değilimdir bilirsin. Hoş çakal Luna. Beni unutma.
Sekizinci gün anlam veremediğim bir kuraklık yaşıyordu vücudum. Luna'dan başka kimse ziyaretime gelmemişti. Yalnızlıktan yorgun mu düşmüştüm acaba? Bütün gün düşünmekten başka yaptığım bir şey yoktu bu mezarlıkta. Aslında çok tuhaf yaşarken de böyleydi. Tanrım niçin bir şeyler değişmiyor. Öldüm ben. Ben mezarlıkta dolaşan bir hayaletim. Bir hayaletin hayatı bu kadar mı yani? İşte bunu söylediğim o an filmlerde olduğu gibi hani bunu söylediğim an sihirli kelimeleri kullanmış olmalıydım.
İkinci ay hilalin en yüksek vakti sabaha karşı verandada otururken korkularımdan sıkıldığımı anladım. Bu his öyle ani ve kuvvetli indi ki yüreğime artık yeni serüvenlerin ve onların kahramanlarının peşine düşmem gerektiğini biliyordum. Sevgili Luna keşke bu yolculuğumda bana eşlik edebilseydin. Seni en son mezarımın başında ağlarken gördüğümde beni gerçekten sevmiş olduğunu düşünmüştüm. Ne yazık ki kimi zaman şimdi olduğu gibi geçmiş unutulması gereken bir sevgili gibi. Ben de kim olduğumu mezarlıktan kurtulup bu vadiye geldiğim günü kimsesiz geçirdiğim haftaları toprağın tadını insan bedenimi unuttuğum gibi unutacağım. Burada harabe bir evin terasından önümde arkamda sağımda solumda uzanan ve sonsuzluğa doğru uzayan ufku unutulmuş kızılımsı vadiye bakarken ölümün bundan beter olacağını düşündüğüm günleri nasıl unuturum?

Sessiz Gece

Hatırlayabildiğim kadar doğuyor sabah
henüz neyin çalındığını bilmiyorum hayatımdan
attığı adımları bizden saklıyor zaman
sanki yanımızdan hiç ayrılmamış gibi sıcacık kalkıp gittiği yer
bu keder kimi zaman bir ayrılık hediyesi
kimi zaman doğuştan bahşedilmiş bir yetenek
kalabalıklardan uzakta olup zamanla dalaşmak
yorucu bir hazineyi herkesten saklamak
gece ne güzel sessiz
kendinden gelmişken kendine gelmek
soldurur hatırladıklarınla kalbini
susmayan her şeye rağmen bu gece sessiz
buna zaman yetmiyor

Doğum

Kaybolduğum zaman şarkı söylüyorum
beyaz gün siyaha boyandığında
sesim çıkıyor kalbimden
susmaya kıyamıyorum sana olan sevgimi

Kadar

Güzel anlar var. insanın duygularından kaçmasının anlamsız olduğunu anladığı anlar gibi. gerçek olandan zevk aldığı anlar gibi. heyecan duyabildiği kadar var insan. korkularını yanına alabilme cesaretini gösterebildiği kadar. sevebildiği kadar. nefretini gösterdiğinde var. iyi bir insan olmadığını kanıtlayana kadar. zamanla var. zamanı var. kanadığında ve nemli bir hayat onu sardığında var insan. belki bugün üzülüyor ama sonra her şey anlatabildiği kadar var. 
Düşünebildiğim kadarım zannederdim fakat şimdi aklımın bana zarar olduğunu biliyorum. hissedebiliyorum hala. bu kadarı her şeye yetiyor.

Zaman

Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum
artık çimlerin olmadığı yerlerde
sadece kendinden kaçmanın meşru olduğu yine en çok bu yüzden deliremediğim zamanlarda
toz bir şehrin taşlarına takılarak
birlikte olduğumuz yerleri bulamıyorum zihnimde bile

Uyku

Örneklerle açıklayamazsın. Ölüm değişmez. Kimi kaybettiysen onun dışında herkesin sesi kalır. Her şeyin sesi kalır o an. Buna rağmen en zoru hala hatırlamaya çalışmak sesleri. Uyku sesi silah sesine sarılır bir süre sonra. Unutkanlık başlar.