yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gece Hikayesi 5

Gece çöktü. Haydutlar köşe başlarındaki yerlerini aldılar. Fakir bir mısra şimdi bizi sokağa çağıran. Laflayan kuşlar için etraf oldukça kalabalık ve beton yığılı. Sokak lambalarını takip ediyorum. Düşünüyorum. Başka bir gezegende yaşasaydım yine aynı şeyi düşünürdüm. Ben değişemem çünkü. Bu yaratık her yerde nefes alabilir biliyorum.
Benden kaçıyorlar. Halbuki ben onları öldürüyorum. Bu şehirde artık yaşanmıyor. Bu şehirden başka yer yok. Bir daha dünyaya gelsem yine aynı nemli ve karanlık duvar kenarlarında bulurdum kendimi. Söylüyorum size geriye sadece korku kalmışsa korkulacak bir şey yok demektir.
Elimdeki eski eldivenleri çıkarıp ellerimi havaya doğru kaldırıyorum. Yağmur damlaları olması gerektiğinden biraz farklı. Etimi yakıyor. Biraz daha hızlanıyorum. Sonra yine aynı sesleri duyuyorum. Asfaltı tırnaklarımla kazıyıp yerin altına saklanma hissi veren o sesleri duyuyorum. Buna katlanamıyorum.
Sessizlik geri geldiğinde artık sokaklar bomboş. Sadece gölge adamlar ve suçlar adımlıyor bu şehri. Lütfen Sagen lütfen geri dön. Fakat bu imkansız biliyorum çünkü tüm kötülüğüyle bu şehir artık geri kalanların sehri. Yine de bazı günler seni çağırıyorum. Başka kimse yok halbuki...

Gece Hikayesi 4

Soluk alıp verirken kışın yorgun yaprakları yerden toplanmayı bekliyordu. Ölü şehirler şarkılarını mırıldanıyordu canlıların kulağına geceleri. Zaman hiç olmadığı kadar yavaş akıyordu uzun yolların eşliğinde. Ezbere bilinen şiirler isimleri ilk defa gün yüzüne çıkmış şairlerini teselli ediyordu. Böyle bir gece soluk alıp verirken kimsesizler masadan kalkıp gittiler. Yalnızlığıyla bir kadın sandalyesini biraz öteye çekti. Eteklerini düzeltti. Beyaz elleri siyah saçlarında dolaştı. Kadın kalkıp gitmek istedi. Onu yaralayan kuvvetli bir geçmiş sırtında taşıdığı hazineleri gösterdi. Kal der gibiydi. Birazdan kar yağacak ve ellerin gibi beyaz olacak mavi şehir. Kal sevgili kadın kal ve biraz daha dans et. İçindeki müzik ve ben bu gece sana eşlik edeceğiz. Kahverengi gölgeler rutubetten çürümüş duvarlara sürtünürken asıl kalabalığın bu gölgeler olduğunu düşündü kadın. Cahil gençliğim iradesiz sevgi anlayışım ve boşa geçmiş hayatım beni biraz daha oyalar diye kalmaya karar verdi. Sandalyesini masaya yaklaştırdı. Kısa süreli bu rahatlamanın ardından masaya gelen adam önüne bir tas çorba bıraktı. Şöminenin ve çorbanın sıcaklığını yanaklarında hissederken içindeki hiç bitmeyen uzun kışı düşündü. Bundan bir sene önce yaşadığı hayatı ve her sabah uyandığında duyduğu piyano sesini anımsadı. Zihni onu anılarıyla kırbaçlayan bir zorbadan farksızdı. Zengin bir hayatın duygusal fakirliğe dönüştüğü son bir sene uzun boynuna geçirdiği ipek eşarbındaki kirden kendini ele vermiyordu belki ama içtiği çorbanın sıcaklığı boğazından yalnızlığıyla geçiyor ve yakıyordu onu. Taş duvarların arasında öylece oturdu. Başını masadan kaldırmadan sadece duvardaki gölgelere bakarak boşa geçirdiği hayatını ve kaybettiklerini düşündü. Kar yağmaya başlamıştı çoktan. Han kapısının yanında duran pencerenin ardında dışarıda karların üzerinde başka bir gölge daha belirdi. Gecenin ikinci saatinde bir tane daha. Zaman ilerledikçe gölgeler kalabalıklaştı. İçerisiyle dışarısı arasında bir araf olmalıydı. Kadın kapıdan adımını attı. Arafın kalabalığı yalnızlıkla başladı.

Beyaz Gece

Gece uzuyor
gözlerim mi kalbim mi sabrım mı zorluyor
kışın dönüşü olmayan yolculuğunu
yasak vakitler güneşin boynuna bir urgan geçiriyor
zorbalar söndürüyorlar ateşleri
beyaz gece uzanıyor tek başına
yaseminler arasında

Kadar

Güzel anlar var. insanın duygularından kaçmasının anlamsız olduğunu anladığı anlar gibi. gerçek olandan zevk aldığı anlar gibi. heyecan duyabildiği kadar var insan. korkularını yanına alabilme cesaretini gösterebildiği kadar. sevebildiği kadar. nefretini gösterdiğinde var. iyi bir insan olmadığını kanıtlayana kadar. zamanla var. zamanı var. kanadığında ve nemli bir hayat onu sardığında var insan. belki bugün üzülüyor ama sonra her şey anlatabildiği kadar var. 
Düşünebildiğim kadarım zannederdim fakat şimdi aklımın bana zarar olduğunu biliyorum. hissedebiliyorum hala. bu kadarı her şeye yetiyor.

Zaman

Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum
artık çimlerin olmadığı yerlerde
sadece kendinden kaçmanın meşru olduğu yine en çok bu yüzden deliremediğim zamanlarda
toz bir şehrin taşlarına takılarak
birlikte olduğumuz yerleri bulamıyorum zihnimde bile

Uyku

Örneklerle açıklayamazsın. Ölüm değişmez. Kimi kaybettiysen onun dışında herkesin sesi kalır. Her şeyin sesi kalır o an. Buna rağmen en zoru hala hatırlamaya çalışmak sesleri. Uyku sesi silah sesine sarılır bir süre sonra. Unutkanlık başlar.

Yerden yere

Kırmaya çalışıyorum kalbimi
o kadar hızlı fırlatıyorum ki yere katmanlarına ayrılmış renkli bir fotokopiden çok daha fazlasını görüyorum şimdi bakınca içine çökmüş ziftin tepesinden
Kırmaya çalışıyorum göğsümden yukarısına zikretmiş tüm insanların kinini
Tutup uzaya fırlatıyorum gözlerimi o son bakışlar parçalansın diye
yerden yere
gökyüzünden senin yüzünden
belki hiçbir yere çarpmadan
hiç var olmamış gibi yada yok olmuyor işte
tek parça hala