talvi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
talvi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yabancı

Kalp atışını hissetmek kadar gerçek dışı
rüyalarla geçirdiğim kısa bir tatil dönüşü
baygın hırslarla düşlediğim gelecek
yanlış olan bazı şeyler var
kalbimdeki kanı tanıyamıyorum

Kayıp Deniz

Kederini yerle bir eden şüphelerden sıyrılıyor dikenleri güllerin
kokuları yanık
ama benim uyumam gerek iyileşmek için
takip etmem gerek yaralarımı harap etmek için kendimi
elimden gelenin en kötüsü bu ve bilirsin bu iyi bir şey
bir gün sana yüzeceğim
bahçelerini öldürmüş bir toprağın intikamıyla dalgalanan denizle geleceğim
bugün yarın belki çoktan
geç değil çünkü bil ki zaman da ölebilir



Beyaz Yüklü Gece ve İçimde Canavarlar

Hatırla ölmeyeceksin
öfkeyle can çekiştiğin geceyi
hakim olamayıp kendine
süründüğün kaldırımı
taşların seni ayıltan soğuğunu
hatırla ölmeyeceksin
pişmanlığını yeniden doğur
koynuna gir mutsuzluğun
kaç defa anne oldun
suçun bitmedi
iyi olmayacaksın
tanrı seni affeder mi
yüzsüzlüğün aynadaki
derin sessizlik ve beyaz gece
sorular hayatı yavaşlatmaz
arınmaya uğraşma
sen başkası olamazsın
yatağında kıvranan geceyi düşün
seni uykundan alıkoyan sesleri
kuyudan çektiğin küçük mutluluk damlalarını
toz pırıltılarıyla gölgelenen ay ışığını
tersine akan zaman gibi yaşamın
suçsuz bir yer hayali
hatırla ölmeyeceksin
bir yamaçtan kıvrılan yol bulacak seni
düşecek seni çevreleyen beyaz yüklü gece
aşkla damlayacak vakitsiz
bekle ölmeyeceksin
ırmaklar eşlik edecek masallarına
hızla akacaksın karanlık denizlere
korkuların düşlerine esir
ama bu başka bir hayat
susmayan şiirler
müzikle hançerlenmiş kalpler
ve yaseminler
bekle kar yağacak bu gece



Gece Hikayesi - Uykunun İtirafları

Bu hapis bitmeden önce seni yeniden görmek istiyorum. Ne yazık ki acılar için tükenmeyen gece şu vakitler ateş gibi yakıyor ellerimi. Ben telaşı durduramıyorum. Dün taş duvarların arasından nehir kapısına kadar hızlı adımlarla yürüdüm. Dolunayın gecenin üstüne bıraktığı beyaz tül demir kapıların gücünü azaltır sanmıştım. Yanılgıların mağlubiyeti hesaplanacak bir şey olmamalı zaten.

İhanetin ağırlığını yüreğimde hissettiğim her gün yaşamak için bir nedenim vardı. Şimdi bu karanlık yolumu aydınlatan tek şey. Kederim iplerinden kurtulduğu vakit özgürlüğüm beni yine tutsak edecek.

Sona doğru yaklaştığımızı biliyorum. Gece boyunca karşında oturup başımdan geçenleri anlatmakta hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Saatler boyunca gözlerinde aşktan başka bir şeye rast gelmedim. Işıkların karanlığı kestiği bir sokak gibiydi gözlerimden ağzına doğru olan mesafe. Şimdi biri çıksa bu sokağa ve bağırsa yalnız değildik.

Bütün gece konuşur bütün gece kaçardım zihnimin zindanlarından ne fark eder? Ne de olsa kendine işkence etmendeki lüks buna senin son verebilmendir. Bu gerçek bana çok uzak. Senin gittiğin gün gibi uzak.

Gece Hikayesi - Sihirli İrade

Kum saatini devirdi. Gözlerindeki öfke yabancıydı. Onu daha önce görmediğim bir kıvranma haliyle bıraktım. Koşabildiğim kadar hızlı koştum. Trenin hareket etmesine çok az kalmıştı. Fikrim patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Koşarken korktum. Her an ölebilirdim sanki.
Gara geldiğimde soğuk yanaklarımı bıçak gibi kesmişti. Ruhumun yaralarını saklamakta bunca sene elinden gelenin en iyisini yapan bedenim artık eskisi kadar güçlü değil. Bu kimi zaman beni üzüyor. Zamanla kaybolur sandığım endişelerim yıprattı beni. Şimdi onlarla birlikte çıkacağım bu yolculukta önümde uzanan raylardan  ve uzun bir geceden başka kimsem yok.
İnsanın kendinden kaçmasının imkansız olduğu böyle bir dünyada geçmişin her geçen gün daha da kuvvetlenerek kendini hatırlatması intiharın çaresiz bıraktığı benliğimden ve insanlardan nefret etmeme neden oluyor. Bu gece yine hiç bitmeyecekmiş gibi nefes almakta güçlük çekiyorum. Biliyorum ki bir gün yeniden mutlu olma ihtimalim var. Bu umut ve avucumda sımsıkı tuttuğum bilet bunun bir kanıtı.
Kandırmaya devam ediyorum kendimi. Yüzüme değen ellerin gibi... gerçek değil söylediklerim. -farkına vardığında geç olacağını düşünme. zaman parçalandığında anlayacaksın bunları. insanlar eşin değil. sus artık!
Şimdi bunları düşünmeden uyumalıyım. Yollar anılarıma çıkmadan gözlerim geceye düşmeli. Umut etmekten yoruldum. Gitmek var aklımda sadece. -bileti yırtıp attım. Trenin çıkardığı ses ve cama çarpan gölgeler hüzünlenmeme neden oluyor. Neyi düşüneceğimi şaşırıyorum. Victor beni yeniden yaratabilir mi? Ölüp yeniden doğmak bu halimden daha sancılı olamaz. Bunu öğrenmemin bir yolu var. Bu korku hali, bilinmezlik, hayatımın en dikenli sahneleri, elimden gelmeyen iyilikler, gözlerimdeki karanlık ve içimdeki canavarlarla birlikte daha önce olmadığım kadar kararlıyım. Fikrimi değiştirmeden önce son bir yudum daha alıyorum. Bu sihirli irade birazdan başka bir dünyanın biletini bırakacak avuçlarıma. Bu kırık düşlerin eşliğinde gecenin üçüncü saatinde şahane fikirlerimin çöplüklerde uyuyor olması gibi sahici bir sonuçsuzlukla kendimi trenden atıyorum. Şimdi yeniden nefes alabilirim... paramparçayım.

Gece Hikayesi 4

Soluk alıp verirken kışın yorgun yaprakları yerden toplanmayı bekliyordu. Ölü şehirler şarkılarını mırıldanıyordu canlıların kulağına geceleri. Zaman hiç olmadığı kadar yavaş akıyordu uzun yolların eşliğinde. Ezbere bilinen şiirler isimleri ilk defa gün yüzüne çıkmış şairlerini teselli ediyordu. Böyle bir gece soluk alıp verirken kimsesizler masadan kalkıp gittiler. Yalnızlığıyla bir kadın sandalyesini biraz öteye çekti. Eteklerini düzeltti. Beyaz elleri siyah saçlarında dolaştı. Kadın kalkıp gitmek istedi. Onu yaralayan kuvvetli bir geçmiş sırtında taşıdığı hazineleri gösterdi. Kal der gibiydi. Birazdan kar yağacak ve ellerin gibi beyaz olacak mavi şehir. Kal sevgili kadın kal ve biraz daha dans et. İçindeki müzik ve ben bu gece sana eşlik edeceğiz. Kahverengi gölgeler rutubetten çürümüş duvarlara sürtünürken asıl kalabalığın bu gölgeler olduğunu düşündü kadın. Cahil gençliğim iradesiz sevgi anlayışım ve boşa geçmiş hayatım beni biraz daha oyalar diye kalmaya karar verdi. Sandalyesini masaya yaklaştırdı. Kısa süreli bu rahatlamanın ardından masaya gelen adam önüne bir tas çorba bıraktı. Şöminenin ve çorbanın sıcaklığını yanaklarında hissederken içindeki hiç bitmeyen uzun kışı düşündü. Bundan bir sene önce yaşadığı hayatı ve her sabah uyandığında duyduğu piyano sesini anımsadı. Zihni onu anılarıyla kırbaçlayan bir zorbadan farksızdı. Zengin bir hayatın duygusal fakirliğe dönüştüğü son bir sene uzun boynuna geçirdiği ipek eşarbındaki kirden kendini ele vermiyordu belki ama içtiği çorbanın sıcaklığı boğazından yalnızlığıyla geçiyor ve yakıyordu onu. Taş duvarların arasında öylece oturdu. Başını masadan kaldırmadan sadece duvardaki gölgelere bakarak boşa geçirdiği hayatını ve kaybettiklerini düşündü. Kar yağmaya başlamıştı çoktan. Han kapısının yanında duran pencerenin ardında dışarıda karların üzerinde başka bir gölge daha belirdi. Gecenin ikinci saatinde bir tane daha. Zaman ilerledikçe gölgeler kalabalıklaştı. İçerisiyle dışarısı arasında bir araf olmalıydı. Kadın kapıdan adımını attı. Arafın kalabalığı yalnızlıkla başladı.

Radde

Pişmanlıkla dolu sular taştı
kapıma gelen dilenci gözlerini bıraktı
kim daha sarhoş
yalpalayan ağızlar
akşamın süsleri
göğsümde inleyen güneş

öldü kalabalıklar
sesler yükseldi
kuşlar dallara bıraktı kanatlarını
şarkılar siyah

dua eden balıklar
sırtı sıvazlanan avcılar
sevdalar ve ağıtlar
kimsesiz evler
toprak altında

Gece Hikayeleri 3

Av zamanı kışın yorucu taraflarını düşünmez insan. Av onun için karanlık gecenin yaktığı bir ateş gibidir. Gücün ve öfkenin tek bir noktada buluştuğu o an kaybettiğin her şeyi avınla birlikte yeniden kazanırsın. Köyün erkekleri perçinlenmiş körlüklerini buraya getirir ve alacaklılardan kurtulmanın verdiği rahatlıkla karın üzerinde çırılçıplak yatarlardı bir süre. Farkına varılmayan çılgınlıklardan ilki böyle bir gecede başlamıştı.
Erdon, Renag, Seyub artık karın derilerini yakmaya başladığı an kalkıp giyindiler. Isınmak için biraz şarap akıttılar minik taslara. Konakladığımız yerin hemen yakınında küçük bir mağara vardı. Köyün çocukları ekin zamanları tarladan aşırdıklarını buraya getirir pazarcılık oynarlardı. Diğerleri şaraplarını içerken mağaranın bulunduğu taraftan sesler işittim. Sesler inleme gibi geliyordu. Kalktım ve o tarafa doğru yürümeye başladım. Yaz olsaydı gürbüz çalılardan yürümem zor olurdu fakat bu sefer kışın ağırlığı altında ezilen dallar yolumu yakın kıldı.
Mağaranın önüne geldiğimde turuncu bir ışık yaladı yüzümü. Uzaktaydım ama sıcaklığını hissedebiliyordum. Biraz daha yaklaştığımda gördüklerim karşısında ayakta duramadım. Dizlerimin üstüne yığıldım.