hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Birlikte

O yeryüzüne indiğinde sis açılmaya başladı
kusursuz ama doğru değil
bağışla beni çünkü iyilikten çektim ellerimi
yüreğim bana bizi kurtaracağını söylerken
inandığım tanrı beni yaşamdan uzaklaştırdı
kuşku yoktu beni korkutuyordu
yeni yüzler görüyordum masada
yan yana iki ayrı sonbahar
kafamın içindeki seslerle yaşayamıyordum
eksiksiz yazgının yolculuğunda
kendimi hep bir yerlerde bırakıyordum



Açılış

Coşkuyu başka şeylerle bastırmaya çalışıyordum
doğa kanunlarına karşı gelerek
çıkarları salıveriyordu mantığım
yalnızlık dünyadaki her şeyi güzelleştiriyordu
ölümsüz bir duvar en büyüğüdür zevklerin
içinden geldiği gibi davranan bakışlar
öğütçü kuşlar bozkırlar
yeşil kahverengi ve siyah
ant içen felaketler
hepsi de kendinden geçen zamanlarda kaldı
eve dönen karıncaları tanımaya başladığımda
arayacak başka bir şey kalmadı

Sesler

Yüzüne doğrudan doğruya bakan insanlar var
yine de senin için duvar içtenliktir
kıskanmaktır yalnızlığı
bahanesidir aksi şeylerin
kudurmuş içler kapar geceleri

utanç duyuyorum
kabul ediyorum
yeniden yaşamaya başlamak istiyorum
hastalığım bu benim
her defasında yeniden istiyorum
alıştım ama bıktım

ruhumu aramaya gidiyorum
kayboluyorum koruda
senin duvarların var ve ben cevapları bilmiyorum
ürkütücü dünya varoluşumuz
gerçek çemberler
uyandırmak istediğim sesler ve mesafeler
yüzünde parçalanan bulutlar

başlarken vazgeçtiğim için
seni bulamıyorum
ama yakından gelen gürültüleri duyuyorum
insanın kendi içinde dolaşmaya mahkum olması çok güç
bana biraz zaman ver

manzarayı gösteren parmakların
tanrının öğreteceklerinden fazla
gelecek senin içinde bulunduğun zaman
gıcırdayan tahtalar
organlar ve sağduyu
arayışın mucizeler gerektirdiğini biliyorum

duraklayıp seni içime soruyorum
sormak zorundayım
söylediğine çok dikkat et
aç gözlerini ve yürü
gece kararmadan kötülükle








Ruh

Sırların yok olmayacağını biliyordum
uyandım
öbür uca ittim geceyi
dirildiğim dünya bu deniz
yarın ölmek için başka kollar bunlar
her şey kararır
ben tek başıma
keyfini çıkar suçluluğun
dağılan yeryüzüne bak
zamanın geldiğini anla
savrul hepsi aynı şey
sıradan hayatlar ölümü keşfeder
akşamüstü bir hikaye yazarsın
karanlık neşeyi anlatırsın
başka gökyüzünde
kulaktan kulağa başka biri olursun
yayılırsın benliğe
ne tuhaf güneş
bana yaşamayı öğret

İçimdeki Yer

Kainatla uyumsuz zihnimden geçen yol

- müthiş bir sarılma isteği

herhangi bir şey gibi
karşımda duran
yer altında saklanan
adımlarımı emen arzular
hortum gibi
dönen kuvvetlenen
zarar vereceğini bile bile

- vazgeçme

ısrarcı uykuların ikimize de faydası olmaz
kısacık anlar gözlerime bakar
sen yoksun artık

Soğuk Hayat

Sesin zamanı sakinleştiriyor
ellerim sana dokunduğunda özgür
yoksa kaç adım gider insan yalnızlığında
kaprislerimi yeniden arzulamam gibi
uzaktan işittiğim kahkahalar
meydanlar biz olağanüstü hayat
anlatamıyorum ki

Düş

yitirmek değil
ama yavaşça
avuçlarından kalbinden etinden
kayması bir şeylerin

Siyah

Hangi anılar dirilir
hangi vücutlar mezara yürür
kumlara sığınan çöl gibi hissiz
kimsenin kaldıramayacağı kadar ağır sırlar
belki bu yüzden
hiç olmaktan
ben olmaktan
günlerin içinde dolaşıp durmaktan
kestane ağaçlarından
şaşkınım kuvvetsiz ihanetin çölünde
kuşku veren var oluştan
tedirgin olmaktan
silahsız ruhlarla bir gece daha
sonra geçer farkına varmadan yükselişim



Derin

Göğsümün altında yaşıyor bulutlar
gece orada ölüyor
ışıklar biraz daha soluyor
odaların düşüncelerin alçalan sesin
nefesim daralıyor ve yollar
ait olduğum bir şey var
ait olduğum bir şey yok


Kayıp Deniz

Kederini yerle bir eden şüphelerden sıyrılıyor dikenleri güllerin
kokuları yanık
ama benim uyumam gerek iyileşmek için
takip etmem gerek yaralarımı harap etmek için kendimi
elimden gelenin en kötüsü bu ve bilirsin bu iyi bir şey
bir gün sana yüzeceğim
bahçelerini öldürmüş bir toprağın intikamıyla dalgalanan denizle geleceğim
bugün yarın belki çoktan
geç değil çünkü bil ki zaman da ölebilir



Korku Düşü

Dalgalar gibi yükselmekten
birini sırtından vurmaktan
birinin yüzüne çarpmaktan
hızla
aşağıya çekilmekten
geri gitmekten yine
yeniden gelmekten
aynı şeyleri aynı hırsla yapmaktan
yükselmekten
alçalmaktan
hissetmekten hissizleşmekten
bunlardan

Tılsım

Tılsımıyla parlayan gece
güneş ışıklarını iyileştirir
şimdi gün yok
her haliyle güzel dünya

mavi çiçekler ve kırmızı düşler benimle
yarama düşen kar taneleri canımı acıtıyor
ağzımı kurutan endişe
ama seni hayal edince ölür susuzluk

hepsi tane tane dilimin ucunda
kelimeler bilmem belki güzel yaşlar
gökte beliren ışık gel uykuya düş
ayakta kalanları sevmiyorum
gerçekleri uykuyla değiştiriyorum


Coşkulu Gece

Öldürücü bir tutkuyla kendini suçlu hisseden gece
coşkuyu susturmak için geç kaldığını biliyordu
boşlukları doldurmak için harcadığım çaba
bileklerimi kesen jilet boğazıma dolanan ip
aşağılamalar heyecan kaybı ve bilinmeyen kesikler

Kundakta yazıyorum
isteğin arasına saklıyorum boşvermişliği
beni dinle itiraf etmiş olmak zor
güzel cümlelere gerek yok
gece intihar ederken
mavi renkli oda günü doğurur


Sonsuzluk

çok özlediğin bir zamanın rüyasından uyandığın sabah kalbinde hissettiğin ağırlık gibi 
yada bir kuşun havalandığı andaki rüzgar gibi 
susarak kabul ettiklerin gibi tanıdık hayallerden bahsediyorum 
sonsuza kadar hatta belki başka hayatlara kadar beklemekten
sana ait olan şeyi sonunda bulmuş olmandan
o andan
üzülmene gerek yok
bu gece senin yanındayım
sonunda
sonsuza kadar
neresi varsa gidilecek
üşenmeden her sabah yorgunlukla
içeceğim su gibi ihtiyaç
biraz berrak
aklım hiç olmadığı kadar berrak
yazıyorum şimdi sarıldığını uyumanı benimle
bulamadığım kelimeler var hala
anlatamadıklarım
gözlerinde görüyorum
işte şimdi başka bir hayat istemiyorum
başka biri olmak istemiyorum
seninle olduğum kadar
bize yetinceye kadar beklemekten
sabırdan ilk kez ümitliyim
bunca yoldan sonra biliyordum
ölmek kadar tatlı soğukta
hesaplamadan bir geleceği
şimdi sonsuzluğa uzanıyorum

Beyaz Yüklü Gece ve İçimde Canavarlar

Hatırla ölmeyeceksin
öfkeyle can çekiştiğin geceyi
hakim olamayıp kendine
süründüğün kaldırımı
taşların seni ayıltan soğuğunu
hatırla ölmeyeceksin
pişmanlığını yeniden doğur
koynuna gir mutsuzluğun
kaç defa anne oldun
suçun bitmedi
iyi olmayacaksın
tanrı seni affeder mi
yüzsüzlüğün aynadaki
derin sessizlik ve beyaz gece
sorular hayatı yavaşlatmaz
arınmaya uğraşma
sen başkası olamazsın
yatağında kıvranan geceyi düşün
seni uykundan alıkoyan sesleri
kuyudan çektiğin küçük mutluluk damlalarını
toz pırıltılarıyla gölgelenen ay ışığını
tersine akan zaman gibi yaşamın
suçsuz bir yer hayali
hatırla ölmeyeceksin
bir yamaçtan kıvrılan yol bulacak seni
düşecek seni çevreleyen beyaz yüklü gece
aşkla damlayacak vakitsiz
bekle ölmeyeceksin
ırmaklar eşlik edecek masallarına
hızla akacaksın karanlık denizlere
korkuların düşlerine esir
ama bu başka bir hayat
susmayan şiirler
müzikle hançerlenmiş kalpler
ve yaseminler
bekle kar yağacak bu gece



Savaşçı Mesafe

Mesafeler kaderden daha güçlü
senin yüzünde gördüğüm hayalden
kanımı döktüğüm topraktan
bizden daha güçlü soğuk hava
nefesimi tıkayan sisten
sana ısrarsız sürüklenen duygularımdan
daha güçlü bir şeyler olmalı
dokunduğum zaman karanlığa
itiraf ettiğimde korkularımı
yalan kalmadığında
zaman çalındı bizden
vurdu yüzümüze hıncını sevgisizliğin
söyle ve bir yer bul
imkansız bu dokunuşlar
gör beni başka türlü çağır
mesafeler tenim kadar yakın
kaygıyla kesilen bir ağaç
köklerini ruhuma yeniden salınca
doğumun sancısından
hür bırakılmak gibi senin yanın
zamanda kaybolan bir şiir
son mısrası gelmemiş ilham
gece sesleri ve yabancılar
senden daha yakın mesafeler
üzülme sana yeniden seslenirim
zor değil savaşmak canım isterse
güneşten saklanmak bahaneler bulmak
kaybetmek aslını her şeyin
kusursuz adeta kavuşmak sana her gün

Gece Hikayesi - Uykunun İtirafları

Bu hapis bitmeden önce seni yeniden görmek istiyorum. Ne yazık ki acılar için tükenmeyen gece şu vakitler ateş gibi yakıyor ellerimi. Ben telaşı durduramıyorum. Dün taş duvarların arasından nehir kapısına kadar hızlı adımlarla yürüdüm. Dolunayın gecenin üstüne bıraktığı beyaz tül demir kapıların gücünü azaltır sanmıştım. Yanılgıların mağlubiyeti hesaplanacak bir şey olmamalı zaten.

İhanetin ağırlığını yüreğimde hissettiğim her gün yaşamak için bir nedenim vardı. Şimdi bu karanlık yolumu aydınlatan tek şey. Kederim iplerinden kurtulduğu vakit özgürlüğüm beni yine tutsak edecek.

Sona doğru yaklaştığımızı biliyorum. Gece boyunca karşında oturup başımdan geçenleri anlatmakta hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Saatler boyunca gözlerinde aşktan başka bir şeye rast gelmedim. Işıkların karanlığı kestiği bir sokak gibiydi gözlerimden ağzına doğru olan mesafe. Şimdi biri çıksa bu sokağa ve bağırsa yalnız değildik.

Bütün gece konuşur bütün gece kaçardım zihnimin zindanlarından ne fark eder? Ne de olsa kendine işkence etmendeki lüks buna senin son verebilmendir. Bu gerçek bana çok uzak. Senin gittiğin gün gibi uzak.

Gece Hikayesi - Sihirli İrade

Kum saatini devirdi. Gözlerindeki öfke yabancıydı. Onu daha önce görmediğim bir kıvranma haliyle bıraktım. Koşabildiğim kadar hızlı koştum. Trenin hareket etmesine çok az kalmıştı. Fikrim patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Koşarken korktum. Her an ölebilirdim sanki.
Gara geldiğimde soğuk yanaklarımı bıçak gibi kesmişti. Ruhumun yaralarını saklamakta bunca sene elinden gelenin en iyisini yapan bedenim artık eskisi kadar güçlü değil. Bu kimi zaman beni üzüyor. Zamanla kaybolur sandığım endişelerim yıprattı beni. Şimdi onlarla birlikte çıkacağım bu yolculukta önümde uzanan raylardan  ve uzun bir geceden başka kimsem yok.
İnsanın kendinden kaçmasının imkansız olduğu böyle bir dünyada geçmişin her geçen gün daha da kuvvetlenerek kendini hatırlatması intiharın çaresiz bıraktığı benliğimden ve insanlardan nefret etmeme neden oluyor. Bu gece yine hiç bitmeyecekmiş gibi nefes almakta güçlük çekiyorum. Biliyorum ki bir gün yeniden mutlu olma ihtimalim var. Bu umut ve avucumda sımsıkı tuttuğum bilet bunun bir kanıtı.
Kandırmaya devam ediyorum kendimi. Yüzüme değen ellerin gibi... gerçek değil söylediklerim. -farkına vardığında geç olacağını düşünme. zaman parçalandığında anlayacaksın bunları. insanlar eşin değil. sus artık!
Şimdi bunları düşünmeden uyumalıyım. Yollar anılarıma çıkmadan gözlerim geceye düşmeli. Umut etmekten yoruldum. Gitmek var aklımda sadece. -bileti yırtıp attım. Trenin çıkardığı ses ve cama çarpan gölgeler hüzünlenmeme neden oluyor. Neyi düşüneceğimi şaşırıyorum. Victor beni yeniden yaratabilir mi? Ölüp yeniden doğmak bu halimden daha sancılı olamaz. Bunu öğrenmemin bir yolu var. Bu korku hali, bilinmezlik, hayatımın en dikenli sahneleri, elimden gelmeyen iyilikler, gözlerimdeki karanlık ve içimdeki canavarlarla birlikte daha önce olmadığım kadar kararlıyım. Fikrimi değiştirmeden önce son bir yudum daha alıyorum. Bu sihirli irade birazdan başka bir dünyanın biletini bırakacak avuçlarıma. Bu kırık düşlerin eşliğinde gecenin üçüncü saatinde şahane fikirlerimin çöplüklerde uyuyor olması gibi sahici bir sonuçsuzlukla kendimi trenden atıyorum. Şimdi yeniden nefes alabilirim... paramparçayım.

Gece Hikayesi - Ölümden Korkan Hayalet

Bakın ne kadar haklı olduğunuz ortada beyler. Sevgili ve kırılgan hanımlar lütfen biraz da siz bahsedin olanlardan. Beni anlatın. Çekinmeyin lütfen. Kelimeleri seçerken zorlandığınızı görüyorum. Ne gereksiz bir çaba.
Kimse benim öldüğümü söyleyemiyor yüzüme. Peki buraya susarak mı geldik? Hayır. Birazdan yine başlayacak inlemeler. Beni görmüyor musunuz dostlarım? demek istediğim... siz insanlar beni görmüyor musunuz?
Yağmur biraz daha kuvvetlenince benim taşınma işlemim ivedi kazandı. Evet taşınıyorum bugün. Oldukça küçük bir daire. Kabul etmeliyim bundan daha kötüsü olmamıştı. Hatırlıyorum da geçen kışı geçirdiğim Madam Laroux nun çatı katı kimi zaman bundan daha sıkışık bir hal alabiliyordu. Fakat o zaman eşyalarım vardı yanımda. Şimdi sadece bir gölgeden ibaretim. Ağırlığım varlığını yalnızca bu alemde sürdürebilecek olan kemiklerim. Onlar da ölümüme sebep olan trafik kazasından sonra çok da işe yarar halde değil.
Mezarlıkları ölmeden önce de severdim. Hatta o vakitler daha çok severdim. Şimdi pek bir gizemi kalmadı. Buraya gelecekler için sürprizi bozmak istemem. Sadece bir süre sonra burada da her şeye alışıyor insan. İnsan mı dedim? Hala insan mı oluyorum ben? Sanırım sürprizler bitmedi.
Üçüncü gün doğduğunda başucumda biri daha vardı. Sevgili Luna hoş geldin. Biliyorum biraz zamansız ayrıldık. Seninle sonsuz bir aşk yaşayabilecekken sonsuzlukla ilgili farklı deneyimler yaşarken buldum kendimi. Yanında biri mi var? Bu hikaye böyle bir manzarayı resmedemeyecek kadar karanlık bir havada ilerliyordu oysa. Luna ağlama. Henüz her şey bitmedi. Her gün burada uyanmaya devam ediyorum. Yarın ne olacak bilmiyorum fakat hala yarından bahsedebiliyorum. Luna gidiyor musun? Biraz daha kalabilsen keşke. Peki ısrarcı değilimdir bilirsin. Hoş çakal Luna. Beni unutma.
Sekizinci gün anlam veremediğim bir kuraklık yaşıyordu vücudum. Luna'dan başka kimse ziyaretime gelmemişti. Yalnızlıktan yorgun mu düşmüştüm acaba? Bütün gün düşünmekten başka yaptığım bir şey yoktu bu mezarlıkta. Aslında çok tuhaf yaşarken de böyleydi. Tanrım niçin bir şeyler değişmiyor. Öldüm ben. Ben mezarlıkta dolaşan bir hayaletim. Bir hayaletin hayatı bu kadar mı yani? İşte bunu söylediğim o an filmlerde olduğu gibi hani bunu söylediğim an sihirli kelimeleri kullanmış olmalıydım.
İkinci ay hilalin en yüksek vakti sabaha karşı verandada otururken korkularımdan sıkıldığımı anladım. Bu his öyle ani ve kuvvetli indi ki yüreğime artık yeni serüvenlerin ve onların kahramanlarının peşine düşmem gerektiğini biliyordum. Sevgili Luna keşke bu yolculuğumda bana eşlik edebilseydin. Seni en son mezarımın başında ağlarken gördüğümde beni gerçekten sevmiş olduğunu düşünmüştüm. Ne yazık ki kimi zaman şimdi olduğu gibi geçmiş unutulması gereken bir sevgili gibi. Ben de kim olduğumu mezarlıktan kurtulup bu vadiye geldiğim günü kimsesiz geçirdiğim haftaları toprağın tadını insan bedenimi unuttuğum gibi unutacağım. Burada harabe bir evin terasından önümde arkamda sağımda solumda uzanan ve sonsuzluğa doğru uzayan ufku unutulmuş kızılımsı vadiye bakarken ölümün bundan beter olacağını düşündüğüm günleri nasıl unuturum?

Gece Hikayesi 4

Soluk alıp verirken kışın yorgun yaprakları yerden toplanmayı bekliyordu. Ölü şehirler şarkılarını mırıldanıyordu canlıların kulağına geceleri. Zaman hiç olmadığı kadar yavaş akıyordu uzun yolların eşliğinde. Ezbere bilinen şiirler isimleri ilk defa gün yüzüne çıkmış şairlerini teselli ediyordu. Böyle bir gece soluk alıp verirken kimsesizler masadan kalkıp gittiler. Yalnızlığıyla bir kadın sandalyesini biraz öteye çekti. Eteklerini düzeltti. Beyaz elleri siyah saçlarında dolaştı. Kadın kalkıp gitmek istedi. Onu yaralayan kuvvetli bir geçmiş sırtında taşıdığı hazineleri gösterdi. Kal der gibiydi. Birazdan kar yağacak ve ellerin gibi beyaz olacak mavi şehir. Kal sevgili kadın kal ve biraz daha dans et. İçindeki müzik ve ben bu gece sana eşlik edeceğiz. Kahverengi gölgeler rutubetten çürümüş duvarlara sürtünürken asıl kalabalığın bu gölgeler olduğunu düşündü kadın. Cahil gençliğim iradesiz sevgi anlayışım ve boşa geçmiş hayatım beni biraz daha oyalar diye kalmaya karar verdi. Sandalyesini masaya yaklaştırdı. Kısa süreli bu rahatlamanın ardından masaya gelen adam önüne bir tas çorba bıraktı. Şöminenin ve çorbanın sıcaklığını yanaklarında hissederken içindeki hiç bitmeyen uzun kışı düşündü. Bundan bir sene önce yaşadığı hayatı ve her sabah uyandığında duyduğu piyano sesini anımsadı. Zihni onu anılarıyla kırbaçlayan bir zorbadan farksızdı. Zengin bir hayatın duygusal fakirliğe dönüştüğü son bir sene uzun boynuna geçirdiği ipek eşarbındaki kirden kendini ele vermiyordu belki ama içtiği çorbanın sıcaklığı boğazından yalnızlığıyla geçiyor ve yakıyordu onu. Taş duvarların arasında öylece oturdu. Başını masadan kaldırmadan sadece duvardaki gölgelere bakarak boşa geçirdiği hayatını ve kaybettiklerini düşündü. Kar yağmaya başlamıştı çoktan. Han kapısının yanında duran pencerenin ardında dışarıda karların üzerinde başka bir gölge daha belirdi. Gecenin ikinci saatinde bir tane daha. Zaman ilerledikçe gölgeler kalabalıklaştı. İçerisiyle dışarısı arasında bir araf olmalıydı. Kadın kapıdan adımını attı. Arafın kalabalığı yalnızlıkla başladı.