Birhan Keskin:
bilirdim, biliyordum, biliyorum
bittiğinde, geçtiğinde
azaldığında sızı, iyileştiğimde
o saman tadıyla karıştığında
her şey daha acı olacak
Mehmet Erdem - Acıyı sevmek olur mu
Isabelle
Ucuz roman
Ay ışığı
![]() |
| Requiem for a Dream, 2000 Yön. Darren Aranofsky Marion |
Bir gün arkama bakmadan hiç durmadan gideceğim.
Trevor Morris - Moonlight
Tanrı ve lal
Mesela Tanrı'nın bağışlayıcı olduğu söylenir. Seninle birlikte olamayışımız Tanrı'ya karşı hiddetlenmeme neden oluyor. Kısa süren korkumun ardından o bağışlayıcı tavrı aklıma geliyor ve olay tam bir kaosa dönüşüyor. Düşündüğüm her şey gerçek olacak diye bir şey yok. Okuduğum, bildiğim her şey bir yalan olabilir. Kendi varlığımdan bile şüphe duyuyorum kimi zaman.
Çok konuşuyorum. Asıl konuya gelinceye kadar saçma sapan şeylerden bahsediyorum. Kaldı ki bazen ne diyeceğimi bile bu yüzden unutuyorum. Neyse, buradan nereye geleceğim, hiçbir şeyi laf olsun diye söylediğim yok; fakat arada sussam iyi olur.
August Rush - Something inside
![]() |
| August Rush, 2007 Yön. Kirsten Sheridan Lyla et Louis |
Zaman Valsi
Çekip gitmek istediklerim var
Dönüp bulmaktan korktuklarım var
Benim zamanımda kaç kayıp ruh kendini bulmuştur bir diğerinde,
zaman kimler için yüz yıl geçmiştir ve hiçbir şey değişmemiştir?
Doğru zamanda, doğru yerde, kimleyim,
geçmişte ve gelecekte yüz yıl daha bekler miyim?
Dracula - Grayson&Mina Waltz
Dönüp bulmaktan korktuklarım var
Benim zamanımda kaç kayıp ruh kendini bulmuştur bir diğerinde,
zaman kimler için yüz yıl geçmiştir ve hiçbir şey değişmemiştir?
Doğru zamanda, doğru yerde, kimleyim,
geçmişte ve gelecekte yüz yıl daha bekler miyim?
Dracula - Grayson&Mina Waltz
Kahve ve Sigara
Beni ne kadar seviyorsun?
Bir yer varsa sana benzeyen her şey güzeldir orada
![]() |
| Dracula, 2013 |
Paris Sıkıntısı ( Le spleen de Paris ), Yolculuğa Çağrı
Soğuk yoksulluklarımızda bizi saran o ateşli sayrılığı bilir misin, görmediğimiz ülkeye karşı duyduğumuz o özlemi, merakın yarattığı o iç sıkıntısını?
Bir yer varsa sana benzeyen, her şey güzeldir orada, zengindir, sakindir ve dürüsttür.
Bilir
Hakikat çıkmazı şu kahpe dünya
Bu çok kısa yoldan dönenler bilir
Bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevda
Tutuşup parlayıp sönenler bilir
Aldana aldana gevredi dinim
Kalmadı düşmana, feleğe kinim
Doğruyu söylersem çarpar yeminim
Bu cengi, pusuya sinenler bilir
Durma sor halini hastanın, sağın
Tabii solacak gülleri bağın
Hayatın içini, kara toprağın
Üstünden altına inenler bilir
Geniştir, ölçülemez hayalin çölü
Karşımda her diri söylenen ölü
Çok güçtür geçmesi bu sakar gölü
Dümensiz gemiye binenler bilir
Neyzen Tevfik
Rehber - Bilir
Bu çok kısa yoldan dönenler bilir
Bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevda
Tutuşup parlayıp sönenler bilir
Aldana aldana gevredi dinim
Kalmadı düşmana, feleğe kinim
Doğruyu söylersem çarpar yeminim
Bu cengi, pusuya sinenler bilir
Durma sor halini hastanın, sağın
Tabii solacak gülleri bağın
Hayatın içini, kara toprağın
Üstünden altına inenler bilir
Geniştir, ölçülemez hayalin çölü
Karşımda her diri söylenen ölü
Çok güçtür geçmesi bu sakar gölü
Dümensiz gemiye binenler bilir
Neyzen Tevfik
Rehber - Bilir
Yine Yalnızlık
Canım işe gitmek istemiyor. Kitaplar beni hiç ilgilendirmiyor.
Canım hiç okumak istemiyor, ama birisi bana okusa dinlerdim.
Her şeyi konuşarak yapmak istiyorum. Konuşarak yazı yazmak, konuşanları dinlemek...
Şu sıralar en çok sesleri seviyorum. En çok seslere ihtiyacım var. Müzik veya insan sesleri.
Tezer Özlü
Yalnızsan bunu çok iyi anlarsın.
Canım hiç okumak istemiyor, ama birisi bana okusa dinlerdim.
Her şeyi konuşarak yapmak istiyorum. Konuşarak yazı yazmak, konuşanları dinlemek...
Şu sıralar en çok sesleri seviyorum. En çok seslere ihtiyacım var. Müzik veya insan sesleri.
Tezer Özlü
Yalnızsan bunu çok iyi anlarsın.
Nefes
Bazen saçma sapan konuşuyorum. Sonra utanıyorum söylediklerimden.
Derinlik Sarhoşluğu - Serkan Keskin
fakat biliyor musun, ben sadece o zamanlarda doğruyu söylüyorum.
Derinlik Sarhoşluğu - Serkan Keskin
fakat biliyor musun, ben sadece o zamanlarda doğruyu söylüyorum.
Zaman Yiter
Şimdi durduk yere telaşlanacak ne vardı
hükmüne nal salacak
Bir ikindi hayal et benimle
gri ama sıcak
Çok şey söylerim fakat senin gibi biri olamam
Söylediklerim beş para etmez çünkü
Meliha
Dört köşe perişan olmaya devam edeceğiz. Sen de biliyorsun mutlu olamayız biz. Seninle bile mutlu olamam ben. Sokaktan beri gelmem. Çok içerim. Her şeye söverim. Kalbim çok acır benim. Senin de kalbini kırarım. Yani olmaz be güzelim olmaz. Ben çok istesem bile olmaz ama yine de git diyemiyorum. Gitme.
Ayrılamıyoruz Melihayla
Yalnızlık
Bunu her zaman düşünürüz öyle değil mi?
fakat bir yalnızlık şiiri ile bitirmeliyiz bu çok düşünceli hali:
I tell her I am untethered,
a balloon that can drift at any
moment, traceless, into space
and that this is my loneliness
David Swanger
Konuşmak büyük iş
O: Susuyoruz, bir şey bildiğimizden değil, sükut altın ve biz altına düşkünüz, o kadar! Diyesim geldi, azizimle paylaşayım dedim.
Ben: Bazen yorgunluktan da kaynaklanıyor aslında. Konuşmayı da çok seviyoruz. Onun da ayrı bir değer olduğu aşikar. Yine de konuşunca günah işlemiş gibi hissediyoruz.
O: Bilmem. İçimdeki adam böyle söyledi.
Ben: Ben de bilmem. Benim içimdekilerden biri de böyle söyledi.
Ben: Bazen yorgunluktan da kaynaklanıyor aslında. Konuşmayı da çok seviyoruz. Onun da ayrı bir değer olduğu aşikar. Yine de konuşunca günah işlemiş gibi hissediyoruz.
O: Bilmem. İçimdeki adam böyle söyledi.
Ben: Ben de bilmem. Benim içimdekilerden biri de böyle söyledi.
The Raven
Deep into that darkness peering, long I stood there, wondering, fearing, doubting, dreaming dreams no mortal ever dared to dream before.
Edgar Allan Poe
Hoşçakal, sevgiler
Her zaman başka bir seçenek daha vardı. Cebimde param ve sigaram da vardı. Yola çıktıktan sonra yanıma almayı unuttuklarım için üzüntüm on saniye sonra geçerdi. Başımı cama yaslayıp önüme bakardım. Başımı yaslayacağım bir cam da vardı her zaman. Şimdi sana neyi nasıl anlatsam telaşındayım. Telaştan çok zahmet duyuyorum. Başka acıları düşününce komik geliyor benim üzüldüklerim. Basite kaçıyormuşum gibi, ağlamak için sebep arıyormuşum gibi, rahat batıyormuş gibi. Fakat bu hayat, bu insanlar batıyor etime. Azıcık bir kan süzülse diyeceğim işte bak, göstereceğim acımı. Kan bile toplamıyor, izsiz kalıyor, acıyan yerimi ben bile bulamıyorum. Bu nasıl bir şey söyler misin bana? Sen yardımcı ol. Bu seni de beni de hikayeye dahil eder. Onca yaşadıklarımızdan sonra birbirimize sabrımız kaldı mı bilemem ama henüz hiçbir şey yaşanmadığının da farkındayım. Gördüğümüz her düşü bıçakla kesti birileri. Bastığımız toprağı çekip aldı altımızdan. Keşke tüm bunları seninle konuşabilseydim yada yüzüne bakıp saatlerce sussaydım. Sen bana iyi gelirdin çünkü. Nereden bildiğimi sorma, bazen anlıyor insan ve açıklaması olmuyor duyguların. Aşkı tarif eder misiniz gibi saçma bir soruya karşılık verdiğim en samimi ve insani cevap bu olsa gerek. Yine bazen saçma sapan şeyler olur, sen kendini en çıplak halinle görürsün. Bir dünya yıkıntı içinde kendine iki göz inşa edersin. Sana seni anlatarak devam edemem, beni sana anlatarak da. Bu çok bencilce olur ama sana bakarak yaşayabilirim ve bunu çok iyi yaparım. Hatta kalbimi yerinden söker senin ellerine bırakırım. Kayıtsız hayatımın pek arabesk tavrıysa da bu, işte o zaman kelimelerin ağırlığından ve hayatının yorgunluğundan kurtulup beni seversin. Beni sevmen önemli. Kolunu omzumdan hiç ayırma...
Ekim bitiyor
Ne düşündüğü önemli değil. Gece gece nerelerde gezdiği yada kiminle konuştuğu da. Sesini duymak istiyorum. Aramızdaki en kısa mesafe, onun da beni düşünme ihtimali. Bu kadar uzağız inan, umutsuz değilken bile.
Sabah kalkıp sana yine bir şeyler yazacağım tıpkı uyumadan önce yaptığım gibi. Bu bir çeşit arınma, sana daha yakın olma isteği.
Seninle buluştuğumuzda sana anlatacak çok şeyim olacak ama ben yine susacağım. Sanırım bu, yaptığım tek iyi şey. Saçmalamaktan korkarım yoksa, yaşayacağım utançtan ve yaşatacağım hayal kırıklığından..
Saat dört. Kimseler uyanık değil. Aslına bakarsan ben de. Ah şu ben de'ler.. Yine aklıma geldi.
"Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle" demiş ya Turgut Uyar, bir an evvel toparlan sen de.
Sabah kalkıp sana yine bir şeyler yazacağım tıpkı uyumadan önce yaptığım gibi. Bu bir çeşit arınma, sana daha yakın olma isteği.
Seninle buluştuğumuzda sana anlatacak çok şeyim olacak ama ben yine susacağım. Sanırım bu, yaptığım tek iyi şey. Saçmalamaktan korkarım yoksa, yaşayacağım utançtan ve yaşatacağım hayal kırıklığından..
Saat dört. Kimseler uyanık değil. Aslına bakarsan ben de. Ah şu ben de'ler.. Yine aklıma geldi.
"Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle" demiş ya Turgut Uyar, bir an evvel toparlan sen de.
Eylül sonu
İçimdeki boşluğu sana anlatmanın bir yolu olmalı. Ağzım kalabalık. Yüzüm, her yüzden biraz daha buruk ve mutlu. Zaman sadece hatırlamama yardımcı oluyor; ne eksik ne fazla. Kabul etmem gerek bencil bir silici var hafızamda, kimi zaman iyileri seçiyor. Ama bu sadece seni düşünürken oluyor. Ben, çoğu zaman, kendimi en boşluğuna atıyorum kötü hatıraların.
Dizlerimin üstüne çok düştüm. Ne zaman kabuklarını attım yaralarımın, bilmiyorum. Ben aslında, genelde, hiçbir şey bilmiyorum. Sana ne fazla ne de eksik anlatmak istiyorum. Sanırım bu yüzden saçmalıyorum. Sen bunun önemli olmadığını söylüyorsun fakat ben, aynadaki bencil ifademi görüyorum böyle zamanlarda ve bu halim hiç hoşuma gitmiyor. Sonra senin beni bu halimle de seveceğini ima eden ve aslında bana hiç aşina olmayan o bakışını atıyorsun. O sırada bir bira daha içsem mi diye düşünüyorum, sanki çok az şey düşünüyormuşum gibi bir de bunu düşünüyorum...
Saate bakıyorum. Vakit geç olmuş. Keşke seninle biraz daha kalabilsem... Kalınmıyor... Herkes evine gitmeli. Herkesin bir yatağı olmalı ve herkes kendi kapısında sızmalı.
İkimizin bir evi olabileceği ihtimali bile ne güzel.
Dizlerimin üstüne çok düştüm. Ne zaman kabuklarını attım yaralarımın, bilmiyorum. Ben aslında, genelde, hiçbir şey bilmiyorum. Sana ne fazla ne de eksik anlatmak istiyorum. Sanırım bu yüzden saçmalıyorum. Sen bunun önemli olmadığını söylüyorsun fakat ben, aynadaki bencil ifademi görüyorum böyle zamanlarda ve bu halim hiç hoşuma gitmiyor. Sonra senin beni bu halimle de seveceğini ima eden ve aslında bana hiç aşina olmayan o bakışını atıyorsun. O sırada bir bira daha içsem mi diye düşünüyorum, sanki çok az şey düşünüyormuşum gibi bir de bunu düşünüyorum...
Saate bakıyorum. Vakit geç olmuş. Keşke seninle biraz daha kalabilsem... Kalınmıyor... Herkes evine gitmeli. Herkesin bir yatağı olmalı ve herkes kendi kapısında sızmalı.
İkimizin bir evi olabileceği ihtimali bile ne güzel.
Vurulduk
Seni anlatarak başlamak isterdim; sayfalar ve sayfalarca... Buradan başlardım ve 150. sayfada bitirebilirdim / ve 150. sayfada buluşabilirdik. Ne tuhaf gerçekleşmemiş yada gerçekleşme ihtimalini naif bir hüzne dayandırdığım bu "seni anlatamama" telaşım, aslında ellerimle kelimelerimi boğuyor - aslında hayır, bu çok şiirsel bir ölüm olurdu benim için - bu senin için olmalı ve ellerim beni boğmalı. Yine de bir nefeslik değildir hayatın, bence sen, pamuk iplikleriyle bağlı değilsindir hayata - yani nefes bir ateşi büyütebilir ancak / nefesin. Şimdi seni yine anlatamayacağım ve sen bu kitabın satıldığı tezgahın önünden geçmeyeceksin. Böyle ihtimaller bizim için gerçekleşmesi imkansız bir düş olabilir ancak. Dur bir dakika, gerçekleşme ihtimalinden bahsetmiştim değil mi? Hani şu seni anlatamayacağımı söyleyip aslında Kafka'dan Milena'ya mektuplar gibi sana dair yazınsal bir romantizm yaratma çabamdan hani? İşte bu yüzden o tezgahın önünden geçeceğini biliyorum. Korkma. Ne yazık ki seninle 150. sayfada buluşma ihtimalim, gerçekleşecek bir naif hüzünden daha çok şey hak ediyor. Peki ne olacak bize?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






