atıp gülümseyip başlıyor ya ondan işte
başka bi dünya olsaydı eğer seni sarardım sımsıkı ve korurdum seni tehlikelerden
kelimelerim az benim sadece sana;
sevgim aşırı
tesadüf yok aslında düşüncede
dün gece bir ölüm üzerine yazılı düşündüm:
giriş cümleleri, sahneleri belki, kimin canını acıtır ki sonunu bilmeden hikayenin?
“sondu” demek daha önem verdirmez mi her şeye?
hiçbir yok’ oluş nedensiz değilse bile nedenini öğrenmemiş olmak daha’ unutulmaz kılar ölümü.
ismini bilmediği tanımadığı her şeyden korkar insan ve bu nedenle içten içe sever; sırf korktuğu ve bilmediği için ...
şuan Mehmet Eroğlu'nun Zamanın Manzarası adlı kitabından şöyle bir alıntıya rast geldim. şöyle satırlanmış kitapta :
" Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı ... "
2001 Ocağında, geride onlarca ölü bırakan o kanlı olayların* ardından, aşk acısı çeken kırık kalbimi uzunca bir süre içkiyle oyaladıktan sonra nihayet kararlı bir yazma isteği edindiğimde, çizgili bir deftere geçirdiğim ilk cümlenin bu olmadığını itiraf etmeliyim.
"Benim kadar acı çekmedikçe Tanrı'ya inanmamı beklemeyin benden..."
Anlatacaklarım, 'mücevher', 'gözler' gibi ışıltılı sözcükler yerine, böyle açık bir meydan okumayla başlıyordu. Bu iddialı, saldırgan giriş cümlesini sonradan, ancak -beğenisini esirgemeyen-, hoşgörülü bir okurun hayal gücünü kışkırtabilecek bir imgeyle değiştirmemin nedenini, sanırım şu soru açıklıyor: 'Bir hikâyeyi hüzünlü kılan en belirleyici unsur nedir? Konu, kahramanların karakter özellikleri, ilerledikçe olay örgüsünde fark edeceğimiz, kendini yavaş yavaş ele veren ince bir duyarlılık, dramatik ya da trajik unsurların varlığı?' Doğru cevap, bunların hiçbiri olmalı; çünkü bir hikâyeyi hüzünlü kılan şey yalnızca -tekrarlıyorum; yalnızca- sonudur...
(kitaptan)
giriş cümleleri, sahneleri belki, kimin canını acıtır ki sonunu bilmeden hikayenin?
“sondu” demek daha önem verdirmez mi her şeye?
hiçbir yok’ oluş nedensiz değilse bile nedenini öğrenmemiş olmak daha’ unutulmaz kılar ölümü.
ismini bilmediği tanımadığı her şeyden korkar insan ve bu nedenle içten içe sever; sırf korktuğu ve bilmediği için ...
şuan Mehmet Eroğlu'nun Zamanın Manzarası adlı kitabından şöyle bir alıntıya rast geldim. şöyle satırlanmış kitapta :
" Mücevher takmamıştı ama gözleri vardı ... "
2001 Ocağında, geride onlarca ölü bırakan o kanlı olayların* ardından, aşk acısı çeken kırık kalbimi uzunca bir süre içkiyle oyaladıktan sonra nihayet kararlı bir yazma isteği edindiğimde, çizgili bir deftere geçirdiğim ilk cümlenin bu olmadığını itiraf etmeliyim.
"Benim kadar acı çekmedikçe Tanrı'ya inanmamı beklemeyin benden..."
Anlatacaklarım, 'mücevher', 'gözler' gibi ışıltılı sözcükler yerine, böyle açık bir meydan okumayla başlıyordu. Bu iddialı, saldırgan giriş cümlesini sonradan, ancak -beğenisini esirgemeyen-, hoşgörülü bir okurun hayal gücünü kışkırtabilecek bir imgeyle değiştirmemin nedenini, sanırım şu soru açıklıyor: 'Bir hikâyeyi hüzünlü kılan en belirleyici unsur nedir? Konu, kahramanların karakter özellikleri, ilerledikçe olay örgüsünde fark edeceğimiz, kendini yavaş yavaş ele veren ince bir duyarlılık, dramatik ya da trajik unsurların varlığı?' Doğru cevap, bunların hiçbiri olmalı; çünkü bir hikâyeyi hüzünlü kılan şey yalnızca -tekrarlıyorum; yalnızca- sonudur...
(kitaptan)
beyaz
bu ne hız ey zaman !
durman şimdi kime yarar neye zarar ?
beni biri arasa bana temsilen;
kız çocuğumu getirse bu kırmızı kadife kirlenmiş evime ...
iyi ki beyaz
durman şimdi kime yarar neye zarar ?
beni biri arasa bana temsilen;
kız çocuğumu getirse bu kırmızı kadife kirlenmiş evime ...
iyi ki beyaz
bana öyle geldin - ilk notadan geri dönelim
adımımı attığımda ilk kez,
- kış mevsimini yaşıyordu şehir...
alabildiğine beyaz zannediyorsanız,
- öyle değildi...
bir mahallenin delikanlısı,
bir apartmanın yalnız şairiydin
- yada bana mı öyle geldin ?
şimdi bu şarkıyla demek istedim ne bileyim..
kitapçıda elime pembe kapaklı eski 45'likler kitabı geçti.
araladım sayfalarını, rüzgar yaparak parmaklarımla ve sonra birkaç kelime ve fotoğraf ilişti gözüme. ilişip ilişebilen de o kadardı cezbime.
kitabı olmuyormuş bu duygunun.
yok dedim, ben bu keşfin icracısı olamam,
ilk notadan geri dönelim !
- kış mevsimini yaşıyordu şehir...
alabildiğine beyaz zannediyorsanız,
- öyle değildi...
bir mahallenin delikanlısı,
bir apartmanın yalnız şairiydin
- yada bana mı öyle geldin ?
şimdi bu şarkıyla demek istedim ne bileyim..
kitapçıda elime pembe kapaklı eski 45'likler kitabı geçti.
araladım sayfalarını, rüzgar yaparak parmaklarımla ve sonra birkaç kelime ve fotoğraf ilişti gözüme. ilişip ilişebilen de o kadardı cezbime.
kitabı olmuyormuş bu duygunun.
yok dedim, ben bu keşfin icracısı olamam,
ilk notadan geri dönelim !
Sevgi Soysal - Tante Rosa
" Biz unutmak için, kaçmak için soyunanlardandık, kaçmak için. Oysa hatırlamak için soyunulur, hatırlamak için, yüzyıllardan beri unutulanları hatırlamak için, yeniden başlamaya gücü olmak için, seçim yapmak için, seçim yapabilecek açıklığa kavuşabilmek için. Hayır demek için, evet demek için, başkaldırmak için, yakıp yıkmak için, barış için soyunulur, soyunulur. Tante Rosa daha birkez olsun bunlar için soyunmadı, bunlar için soyunulabildiğini düşünmedi, görmedi, bilmedi. Tante Rosa bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır. "
birhan keskin - öteki
Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
Onlar aşağıda siyah kalacak.
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak.
Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar kalkıp sıçrayacak.
Kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!
Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar.
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar.
Onlar bir hatırada donmuş duranlar.
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.
Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.
Ah siz, nasıl da ‘siz’siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!
Siz ‘it was very amazing’ derken ‘and fun’
Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.
Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.
Onlar aşağıda siyah kalacak.
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak.
Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar kalkıp sıçrayacak.
Kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!
Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar.
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar.
Onlar bir hatırada donmuş duranlar.
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.
Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.
Ah siz, nasıl da ‘siz’siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!
Siz ‘it was very amazing’ derken ‘and fun’
Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.
Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.
ölüler susunca sor
ölülere sorular soruyorum
daimi bir mezar taşı kimliği taşıyor çevrede dolaşanlar
niye bu suskun hava ?
yoksa sorular mı yanlış ?
kim olurdu soruları ayıran doğru yada yanlış; ölüler mi yaşayanlar mı ??
daimi bir mezar taşı kimliği taşıyor çevrede dolaşanlar
niye bu suskun hava ?
yoksa sorular mı yanlış ?
kim olurdu soruları ayıran doğru yada yanlış; ölüler mi yaşayanlar mı ??
taste ın man
bir noel olamayız müslüman sevişlerimizde. yine de kanına kardeş yapabiliyorsun benim kanımı. zaman geçtikçe bir otel odası oluyorsun; kapattığım kapısını açık bulduğum. bir adamı sevişin gibi dostane, bir kadını aldatışın gibi ruhani varlığım. adımların izmaritleri eziyor. benden önce girdiğin bir odada seni dışarda buluyorum.
kendini yemek bu olsa gerek
kolumu ısırıp bir et kopardım kendimden bu hangi bileşimden ötürü ?
zihnim kendi kendini yerken ben kendi tadıma niçin bakamam ?
hiç ruj kullanmadım .
zihnim kendi kendini yerken ben kendi tadıma niçin bakamam ?
hiç ruj kullanmadım .
güneşli pazartesi
bir ispanya filmleri dedi aklım, bir de baktım pazartesiler güneşliymiş !
Güneşli Pazartesiler ( Los lunes al sol )
başrolde Javier Badem var
aman tanrım (!) işte çalışıyoruz mutluyuz ve her pazartesi sebepsiz bir mutluluk kaplar içimizi. bu durum annemizin sırtımızı sıvazladığı, parayı hiç düşünmeyip bilyeden kafalara sahip günlerde de böyleydi; içmeden duramayıp ayık kafa arandığımız, çarpık kentleştiğimiz vücutlara hak aradığımız, yemekleri ardımızda bıraktığımız günlerde de böyle !
oh ne güzel hayatımız var: tone sur tone baby !
ay ölelim mi ???
Güneşli Pazartesiler ( Los lunes al sol )
başrolde Javier Badem var
aman tanrım (!) işte çalışıyoruz mutluyuz ve her pazartesi sebepsiz bir mutluluk kaplar içimizi. bu durum annemizin sırtımızı sıvazladığı, parayı hiç düşünmeyip bilyeden kafalara sahip günlerde de böyleydi; içmeden duramayıp ayık kafa arandığımız, çarpık kentleştiğimiz vücutlara hak aradığımız, yemekleri ardımızda bıraktığımız günlerde de böyle !
oh ne güzel hayatımız var: tone sur tone baby !
ay ölelim mi ???
muhatap
kendi soruşturmamı yapıyorum. kimi er gelmiş hislerimi inziva tarafına alıyorum.
tuhaf bir kibir havası var mütevazı ağzında. seninle tanıştığımız yer yoksa altın bulduğumuz mağaramıydı ?
eğer öyleyse sen öylesineydin !
tenzih ettim seni hadi ben öyleydim. nerde tanıştıysak ondan ötesine gidemeyiz ondan bu sözlerim.
mesela desem vereceğim bir örnek yok !
hasta düşüncelerimin yatağı ol ve bir onların muhatabı ...
tuhaf bir kibir havası var mütevazı ağzında. seninle tanıştığımız yer yoksa altın bulduğumuz mağaramıydı ?
eğer öyleyse sen öylesineydin !
tenzih ettim seni hadi ben öyleydim. nerde tanıştıysak ondan ötesine gidemeyiz ondan bu sözlerim.
mesela desem vereceğim bir örnek yok !
hasta düşüncelerimin yatağı ol ve bir onların muhatabı ...
istop
bazen seyahatlerim olur benim ...
çorbayı karıştırırken dalar gözlerim; burcu'nun attığı topu tutup "istop" dediğimi hatırlarım ...
çorbayı karıştırırken dalar gözlerim; burcu'nun attığı topu tutup "istop" dediğimi hatırlarım ...
wicked game
canım istedi uzun zaman sonra.
David Lynch Blue Velvet ( Mavi Kadife ) filmi için teklif götürmüş ve fakat kendisi kabul etmemiştir.
filmin isminden ötürü bir çekim hissederim de o nedenden dolayı üzülürüm.
her ne ise şimdi filmlerde yer almadığını kim söyledi (?) ısaak, Babanın Metresi ( Married to the Mob ) ve Kuzuların Sessizliği'nde (The Silence of the Lambs ) rol almış.
yinede ısaak denilince akla bu video ve bir zamanların unutulmaz güzelliği ( ki ben hala öyledir derim ) Helena Christensen gelir. 1968 doğumlu Helena beni de büyülemiştir, büyülemektedir an itibariyle.
ha (!) baby did a bad bad thing zaten sonrasında izleyeceğim diğer video olacaktır ki otel odasında çekilmiş bu video, otel odaları, koridorları ve hikayelerine düşkün iştahımı perçinler. o nedenle tehlikelidir ama eğlencelidir.
eğlenceli olan tehlikeli olabilir ayrıca ( "ama" gereksiz geldiyse )
yalnız
anılar yazıları siler, yazılar anıları bitirir ...
bir göz kırpışında açlığım belirir sevgiye, yalnızlığa hasret olur hasretlerim
bir göz kırpışında açlığım belirir sevgiye, yalnızlığa hasret olur hasretlerim
kuş yuvası
bir mezar ol bana araya duvar örmediğim, ölmekten korkmadığım bir mezar ol bana
beyaz bir mezar ol renkli camların ardında
kuş yuvalarına saklansın o çok yüreklerin
denizin fırtınadaki hadsiz dalgaları gibi vur; vur yüzüme, ağaçların şiir okuduğu kulaklarıma değsin dudakların
beyaz bir mezar ol renkli camların ardında
kuş yuvalarına saklansın o çok yüreklerin
denizin fırtınadaki hadsiz dalgaları gibi vur; vur yüzüme, ağaçların şiir okuduğu kulaklarıma değsin dudakların
sarıldığın gibi sarılmasın kolların, sarmamış olsa da ilk kez omzumu kollar
birbirine asla değemeyecek olan dudaklar mı canımı yakan? sana olan mesafeler mi?
olmaz demek istemem; olur olmazlar mı ?
hani ile başlayan ama canımı yakamayan yaşamayadığımız anılar mı istediğim?
farketmez dediğim seçim özrüm mü?
bir bavul durmamalı akılda, hazırlanmamalı aşk gitmeye.
senle içtiğim her yudum bir zehir boğazıma, akmaya kıyamayan yol yapar etimde.
unut tüm insanlığı, dostluğu, başkasını ve gel!
bana sadece sen gel...
bir isminle, çıplak olduğun gibi darmadağın saçmasapan aşık gel!
sarıldığın gibi sarılmasın kolların, sarmamamış olsada ilk kez omzumu kollar
sana olan bağım, senden uzakta, yakınıma gelsen ölürüz hissi verenden
yakınıma gelsen değsen bana bir kez, tek bir dokunuşla ölmekten korkar şu aciz varlığım...
olmaz demek istemem; olur olmazlar mı ?
hani ile başlayan ama canımı yakamayan yaşamayadığımız anılar mı istediğim?
farketmez dediğim seçim özrüm mü?
bir bavul durmamalı akılda, hazırlanmamalı aşk gitmeye.
senle içtiğim her yudum bir zehir boğazıma, akmaya kıyamayan yol yapar etimde.
unut tüm insanlığı, dostluğu, başkasını ve gel!
bana sadece sen gel...
bir isminle, çıplak olduğun gibi darmadağın saçmasapan aşık gel!
sarıldığın gibi sarılmasın kolların, sarmamamış olsada ilk kez omzumu kollar
sana olan bağım, senden uzakta, yakınıma gelsen ölürüz hissi verenden
yakınıma gelsen değsen bana bir kez, tek bir dokunuşla ölmekten korkar şu aciz varlığım...
sarkastik meyil türkçesi
tekabül edilen ne olursa olsun türkçe olanının bu denli havalı olmayacağı kanısına vardığım " sarkastik " meyiller burada mevcut değil. yok. bitti.
üstüne çizilen ahlak sınırlarının dikişleri attı.
üstüne çizilen ahlak sınırlarının dikişleri attı.
4 yöntemi kendimin
oturduğum yerde yine bir hatırlama özlemi belirdi. aldım kitabı elime ve açtım sayfaları. şöyle demiş berke vardar descartes yöntemi ile ilgili bölümde :
" düşünüyorum, öyleyse varım ". çünkü şüphe etmek düşünmek, düşünmek ise varolmak demektir. bu şüphe edilemeyecek, aklın apaçık bir şekilde görebileceği bir gerçektir. düşünür buradan hareketle ikinci gerçeğe varır : vücut ve ruhun ayrılığı. ( ki belirtmek isterim bizzat pınar bu ayrılık kavramı mühimdir. öyle ayrı olmalı yada hissediyorum demeler yetmez ) vücut uzam ( étendue ), ruh ise düşünceyle gösterir kendini ona göre... üçüncü gerçek : doğal olarak ruhtan gelen bazı kavramların varlığıdır. sonsuzluk kavramı gibi. doğal ve evrensel olan bu kavram dışımızdaki bir gerçeğin yankısıdır. bu gerçek de tanrı'dır. ( dördüncü gerçek )
yani 'şüphe', 'çözümleme', 'bireşim' ve yine vardar'ın sözleriyle 'hiç bir şeyin unutulmadığından emin olmak için eksiksiz bir sayım yapmak, incelenen konuyu tekrar tekrar gözden geçirmek' kuralları.
olanı kurallarla anlatmak basit olan aslında. kimsenin -kabullenmese bile çıt' çıkaramayacağı savunmalar bunlar.
4 kuralı olsam kendimin, olamamki ...
felsefenin üstünde olamam altında da kalamam; ona uzak yada yakın mesafelerim de olmaz.
sana bana indirgenmiş bir pastoral senfoni de değil hayatlarımız. ( çözüme ulaşan bir mantık hatası misal )
- hepimiz insanız hatalarımız olur' deyince aklıma gelen meylere kahırlanmalar borçlarım olsun.
sana edeceğim yeminlerin karşısında boş bir bilgi edinme deneyimi bu karalamalar ve hatırlamalar.
bilelim okuyalım ama gece oluverir sarhoş edersek gönülleri kim anlatır bana benim 4 yöntemimi ?
" düşünüyorum, öyleyse varım ". çünkü şüphe etmek düşünmek, düşünmek ise varolmak demektir. bu şüphe edilemeyecek, aklın apaçık bir şekilde görebileceği bir gerçektir. düşünür buradan hareketle ikinci gerçeğe varır : vücut ve ruhun ayrılığı. ( ki belirtmek isterim bizzat pınar bu ayrılık kavramı mühimdir. öyle ayrı olmalı yada hissediyorum demeler yetmez ) vücut uzam ( étendue ), ruh ise düşünceyle gösterir kendini ona göre... üçüncü gerçek : doğal olarak ruhtan gelen bazı kavramların varlığıdır. sonsuzluk kavramı gibi. doğal ve evrensel olan bu kavram dışımızdaki bir gerçeğin yankısıdır. bu gerçek de tanrı'dır. ( dördüncü gerçek )
yani 'şüphe', 'çözümleme', 'bireşim' ve yine vardar'ın sözleriyle 'hiç bir şeyin unutulmadığından emin olmak için eksiksiz bir sayım yapmak, incelenen konuyu tekrar tekrar gözden geçirmek' kuralları.
olanı kurallarla anlatmak basit olan aslında. kimsenin -kabullenmese bile çıt' çıkaramayacağı savunmalar bunlar.
4 kuralı olsam kendimin, olamamki ...
felsefenin üstünde olamam altında da kalamam; ona uzak yada yakın mesafelerim de olmaz.
sana bana indirgenmiş bir pastoral senfoni de değil hayatlarımız. ( çözüme ulaşan bir mantık hatası misal )
- hepimiz insanız hatalarımız olur' deyince aklıma gelen meylere kahırlanmalar borçlarım olsun.
sana edeceğim yeminlerin karşısında boş bir bilgi edinme deneyimi bu karalamalar ve hatırlamalar.
bilelim okuyalım ama gece oluverir sarhoş edersek gönülleri kim anlatır bana benim 4 yöntemimi ?
sorma neden
delirdiğim, hoyrata sermaye vakitlerime akşamlar ziyan perdelerini örttü.
kazanlarda kaynadı gözyaşlarım; ağıtlar yakıldı sana ateşime.
tadını senin, teninin, bir yürek çantası yaptım, boynuma astım.
yaralıyım, uzatma başını omzuma, taşıyamaz halim.
nefesin kalır bir an nefesimde can gelir gözlerime.
uyanırım seninle bir akşam güldüğüm o vakte ...
kazanlarda kaynadı gözyaşlarım; ağıtlar yakıldı sana ateşime.
tadını senin, teninin, bir yürek çantası yaptım, boynuma astım.
yaralıyım, uzatma başını omzuma, taşıyamaz halim.
nefesin kalır bir an nefesimde can gelir gözlerime.
uyanırım seninle bir akşam güldüğüm o vakte ...
Ben gene sana vurgunum
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme sana dargınım
Ben gene sana vurgunum
Başkalarına gülsem de
Senden uzak kalsam da
Sevmediğini bilsem de
Ben gene sana vurgunum
İtilmiş tekmelenmişim
Doğduğum günde yanmışım
Yalnız sana güvenmişim
Ben gene sana vurgunum
Nükhet Duru - Ben gene sana vurgunum
Korhan Futacı ve Kara Orkestra - Ben gene sana vurgunum
günah diye sayıklayışım kabahatleri
uçurum mu aklında olan ? hangi bilinç seni bu denli bir acımasızlığa sürüklüyor ?
farkına vararak yaşayamamaktır senin el çizgilerin.
tüm fal maceraların mecmuaların yalanladıklarıdır.
kibir sahibi olduğundan beri aramayışın güzelliği,
sana sabahlayan sabahları gecelerle aldatışın,
günah diye sayıklayışındır kabahatlerini ...
suçluluk hissediyorum sana karşı bana karşı ve bize ...
kimi suçlayacağımı, nasıl kaçabileceğimi ayırt edemiyorum diğer kaçış ve suçlamalardan !
hangisi bize yakışır, hangisi bize yakışmamalı aslında ?
lütuf erdiği vakit bir hıçkırıkla son bulur kalkıp gidişlerimiz;
oturur ardımız sıra bakakalırız ...
farkına vararak yaşayamamaktır senin el çizgilerin.
tüm fal maceraların mecmuaların yalanladıklarıdır.
kibir sahibi olduğundan beri aramayışın güzelliği,
sana sabahlayan sabahları gecelerle aldatışın,
günah diye sayıklayışındır kabahatlerini ...
suçluluk hissediyorum sana karşı bana karşı ve bize ...
kimi suçlayacağımı, nasıl kaçabileceğimi ayırt edemiyorum diğer kaçış ve suçlamalardan !
hangisi bize yakışır, hangisi bize yakışmamalı aslında ?
lütuf erdiği vakit bir hıçkırıkla son bulur kalkıp gidişlerimiz;
oturur ardımız sıra bakakalırız ...
içtenlikle çılgınca derinden
bir zaman gelir seni daha az seversem
içtenlikle çılgınca ve derinden yarala beni
çünkü sana içtenlikle çılgınca ve derinden olacak herşeyim
savage garden dinleyip bu şarkıyla söz vermedik mi yani ?
ben verdim!
masumiyet zehri
rüzgarda uçan bir poşete bile anlam yükleyen kalp daha çok acı çekecektir
bu yüzden çok da masum olmamak içte, biraz zehri alır bence
mélanie pain - la cigarette
acı demek ne demek efendim
isimler aslını yaşatırlar öyle değil mi ?
asıl olan ne olur orası meçhul olan zaten
ne olur cette cigarette bıraksın ellerimi
fakat sen oluyorsun benim kalbimi bırakan
bakıyorum da bir bırakan sen oluyorsun
baktık bitti
poşet sahnesi özgün bir fikir değilmiş gibi.
fakat hakkını vermek gerekiyor çünkü bu hissiyatı' isimlendirip kullanmak en iyi hatırlatma ve farkındalık ayrıcalığı bana göre.
e hadi ama hanginiz rüzgarlı bir havada uçan bir poşeti takip etmediniz ??
etmediyseniz de bizden değilsiniz !
poşete bile anlam yükleyen bir kalp daha çok acı çekecektir; sıradakiler gelsin (!)
fakat hakkını vermek gerekiyor çünkü bu hissiyatı' isimlendirip kullanmak en iyi hatırlatma ve farkındalık ayrıcalığı bana göre.
e hadi ama hanginiz rüzgarlı bir havada uçan bir poşeti takip etmediniz ??
etmediyseniz de bizden değilsiniz !
poşete bile anlam yükleyen bir kalp daha çok acı çekecektir; sıradakiler gelsin (!)
mazzy star - fade into you
... I want to hold the hand inside you
I want to take a breath that's true ...
bir yastık istiyorum ve geniş bir yatak ki olmazsa alternatiflerim var; mesela mini bir elbise ve botlarımla uzanıp da sana bakabileceğim yeşil bir alan ...
kaldı ki biz çok saçmayız ve umut doluyuz
hiçbir şeysiz
bencil kürkünü yere bırak ! artık tüm o saçma hakaretler rüzgarla bilmediğin yerlere uçsunlar ! öfke ve kıskançlıkla yoğurduğun yorgunluklar son nefesin olsun !
tüm bunlar olsun.
olsun ki sen daha kibar biri ol ...
tüm bunlar olsun.
olsun ki sen daha kibar biri ol ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
